Sadık SOFTA
Kına, Anadolu’da köklü bir geleneğin temsilcisidir. “Kına kokusu, ana kokusu / Ana kokusu cennet kokusu” derler. Kına, düğünlerin, bayramların, ayrılıkların ve hatta kavuşmanın, genellikle de sevinçli günlerin mühürü gibidir.
Bayramda Kına: Bir zamanlar bayramın sevincini pekiştiren kına, bilhassa arefe gününün akşamında genç kızların ellerine yakılır ve bayram gününü kınalı elleri ile sevinçli, mutlu ve mesut karşılarlardı.
Düğünlerde Kına: En yaygın şekli ile ve kesinlikle uygulanan “gelin kınası” idi. Gelin olacak kıza düğün başladığında, düğün gecelerinden birine de ad / isim olan “kız kınası” adı altında ilahiler ve mahalli türkü ve oyunların iç içe geçen hem dini, hem folklorik özelliklerin birleşmesi ile gerçekleşirdi. Bu gecede, gelinin ellerin ve ayaklarına kına yakılırdı. Yine aynı şekilde damat adayının da ellerine kına yakılıyordu.
Önceleri damatların sağ eline yakılan kına, geçen zaman içinde avuç içine yakılmaya başlamış, daha sonrasında ise zaman zaman avuç içine veya sadece sağ elin küçük parmağı ile yetinilmeye gidilmiştir.
Gelinleri elerine ve ayaklarına “sıvama” yakılan kına da ona keza gittikçe Türk düğün geleneğinden çıkmak üzere bir durum göstermektedir. Eskiden kız kınasının yapıldığı mekanda, o anda hazırlanmış kına yakılırken, daha sonra kına evinde yakacak kişilerin sayısına göre evde yakılmak üzere herkese hediye edilmekte, isteyen kına evindeki şenlik bitip evine dönününce evinde yakmaktadır.
Önceleri “al kına” yakılırken daha sonraları kınaya “rastık” karıştırılarak -özellikle Çankırı merkezde- siyah bir renk alması sağlanmış ve kına yakma işi böyle gerçekleşmiş olmaktadır. Eskisi kadar rağbet gösterilmeyen kına, artık adet yerini bulsun mantığı ile gelenekteki yerini devam ettirmektedir.
Bayramlarda ve düğünlerden sonra bilhassa genç kızlar başta olmak üzere kadınların ellerini uzun süre süslerdi. Hatta öyle bir özellik vardı ki, yeni gelinlerin kimliği gibi olan kına, onların yeni gelin olduklarının da açık bir nişanı idi.
“Koça kına yakılır, Allah yoluna kurban olsun diye;
Kıza kına yakılır, kocasına kurban olsun diye;
Erkeğe kına yakılır, vatana kurban olsun diye.“
Halk arasında yaygın olarak söylenen bu sözler kınaya verilen değerin de bir ifadesidir. Kına, kurbanın da nişanıdır. Bir diğer kınanın vazgeçilmez geleneklerden biri de asker kınası idi. Askere gidecek olan gençlere kına yakılır ve halk arasında onlara “kınalı kuzu” tabiri kullanılır. Çunkü onlar çok gençtir ve bunun için de toplumun munis, saf, temiz, hatta melaike gözü ile baktıkları kuzulara benzetirler.
Asker Kınası: Anadolu’da yaygın olan bir de “asker kınası” deyimi vardır. Oğlunu, “ya şehit ol ya gazî” diyerek sırtını sıvazlayıp askere gönderdiği evldının ardından döktüğü gözyaşları ile özdeşleşmiş durumdadır. Asker daha henüz giderken gözü yola takılan annenin kısa bir süre sonra ayrılık ve hasret ile gözyaşlarına karışan ağıtlar, maniler ve yanık hasretlik türküleri birbirine karışır.
Anadolu’da askerliği gelenlerin “kınalayıp” askere yollanması ve bu aslan gibi evladının ne zaman döneceğini hiç bilmedikleri ahalinin sürdürüp geldiği bir gelenek, bir anane haline gelmiştir. Yalnız her ata, evladını askere yollarken, kınalı evladının sırtını da sıvazlayarak “ya şehit ol, ya da gazi” demekten de geri kalmaz. Erkek oğul, doğuştan itibaren vatana kurban olarak doğmuştur. Bu inanışın bir sonucu olarak da Türk milleti, askere gidecek olan oğluna kına yakar.
Askere giden oğulun ayrılık acısı gün geçtikçe daha çok biner her iki tarafın da omuzlarına, hasret gittikçe koyulaşır, sanki gittikçe demlenir. Oğlunun peşinden hep gözlenen yola bakılarak arkasından yakılan hasret türküleri, maniler girer cümleler ve konuşmaları arasına, günler aylar uzadıkça ağıtlara uzanan acılar da gelebilir en beklenmedik, en umulmadık zamanda. Günün her anında bu duygu kendini hissettirir. Ya da nihayete erer bütün sıkıntılar.
Her zaman gözlerin takıldığı yoldan çıkar gelir asker oğul. Bu hikâye de karşılıklı olarak birbirlerine sıkı sıkı sarılarak sonlandırılır. Ama burada da bitmez. Çünkü bundan sonra adı “asker kınası” diye anılan, ama bu sefer askerin gelirken alıp getirdiği kınaya gelir sıra. Bu sefer askere giden oğul değil, onu askere gönderen başta ana ve evin diğer hanımları yakar kınayı. Çünkü bu seferki, hasretliğin, özlemin, ayrı geçen günlerin sona erişi ve alnının akıyla vatan vazifesini tamamlayan oğullarının bu yiğitliğinin sevinç ve övünç kınasıdır.
Askerlik sona erip dönen evladının getirdiği kınaya gelir sıra. Bu sefer kına, ayrılığın ve hasretin nişanı değil, tam tersine kavuşmanın ve sevincin nişanı olarak, tıpkı bayram günlerinin sevincinde olduğu gibi ellerini süsler; bu sefer ayrılık değil, kavuşmanın sembolü olur. Böylece kınanın hem ayrılığın, hem sevincin temsilcisi olduğu görülür.
Asker kınası, terhis olup artık evine dönen askerin evine yani baba ocağına getirdiği kınadır. Bu kınayı askerin vatan vazifesini başarı ile, alnının akı ile, şerefi ile tamamlayıp gelmesi, dolayısı ile de sevenlerin birbirine kavuşması dolayısı ile annesi kına yakardı.
Hac / Kabe Kınası: Hacca gidenler, Hac farazisini yerine getirdikten sonra dönüşte tesbih, yüzük ve kına getirirlerdi. Hâlâa da devam eden bu gelenek içinde getirilen kına, hacılara hoş geldine ve hacı ziyaretine gelenlere Zemzem Suyu ve Hurma ikram edilir, misafirlerin evlerine dönmek üzere ayrılırken de kişi sayısın göre kına verilirdi.
Koça kına yakılır, Allah yoluna kurban olsun diye: Kurbanlık koç hazırlayacak aileler kendileri besledikleri hayvanlarıdan “kurbanlık koç” adı altında bir hayvanı belirler. O hayvanı özel işaretle belirlerler. Kurbanlığa ayırılan bu koça daha titiz bir bakım gösterirler. Sürüde bulunmasına rağmen, sürü ev ortamanda olduğu zamanlarda onun beslenmesi, sulanması vb. özel bakımını yaparlar. Bu durum bir kaç yıl bile sürebilir.
Bir diğer kurbanlık koç hazırlanması da yaklaşan kurban bayramından bir kaç ay öncesinden kurbanlıklar alınır. Bunlar imkânları nisbetinde özel bir bakıma tutulur ve yaklaşan kurban gününe hassasiyetle hazırlanır.
Kurban gününe hafta veya günler kala kurbanlık koçlara da dua ile kına yakılırdı. Sürekli kapalı yerlerde tutuluyor ise biraz daha esneklik gösterilerek açık havaya çıkarılır, hayvan her gün gezdirilir ve daha bir hassas davranılmaya başlanır. Hatta güzel, semizotlu yerlerde otlaması sağlanır. Beslenmesine olduğu kadar suyuna da itina gösterilir.
Kurbandan bir iki gün öncesine gelince yeni bir uygulama daha gerçekleştirilir. Kınalı koçlara bir de kurdaleler ile süslerler. Bir kaç gün de böyle gezdirilen hayvanlar kurban gününe tamamen hazırdır. Önceden kına yakılmadı ise arefe günü mutlaka kına yakılan koçlar, bayram günü de kurban duası yapılarak kurban edilirdi.
Sadık SOFTA
