MİLLÎ MÜCADELE’NİN GİZLİ KAHRAMANLARINDAN: NERİMAN, PERİHAN, ÜMRAN KARDEŞLER
Çamlıca’nın üç gülü, vatan toprağının en nazik; ama en keskin dikenli çiçekleriydi: Neriman, Perihan ve Ümran kardeşler.
Onlar, Osmanlı’nın son demlerinde, İstanbul’un en yüksek tepelerinden birinde, Çamlıca’nın yemyeşil koynunda yükselen köşkün hanımlarıydılar.
Babaları Ahmet Hulusi Bey, bir dönem Hariciye Nazırlığı yapmış, Damat Ferit Paşa’yla aynı safta görünen, İngilizlere yakın duran bir devlet adamıydı. Kızlarını da bu dünyanın konforuna göre yetiştirmişti: Büyük kızı Neriman ile ortanca Perihan’ı İngiliz okuluna, en küçük Ümran’ı ise Fransızların Dame de Sion’una göndermişti. Üçü de yabancı dilleri ana dilleri gibi konuşur, Batı’nın inceliklerini, sanatını, diplomasisini en ince detayına kadar bilirlerdi. Sosyetenin gözdesi, aşk bahçesinin bülbülleri, dillerde gezen üç güzel… Yesari Âsım Arsoy’un meşhur şarkısındaki gibi: “Biz Çamlıca’nın üç gülüyüz, aşk bahçesinin bülbülüyüz…”
Fakat tarihin en karanlık ve en şanlı sayfalarından birinde, İstanbul işgal altındayken, bu üç gül bambaşka bir destana dönüştü.
1919-1922 yılları arasında, vatanın bağrına hançer saplanmışken, köşkün konforlu salonlarında dans eden, eğlenen, “Gamsız yaşarız.” diye şarkı söyleyen bu üç kardeş, aslında gizli bir direnişin en zarif ve en ölümcül silahları oldular. Babalarının İngiliz yanlısı duruşuna rağmen, yürekleri Kuvâ-yı Milliye’ye aitti. İstanbul’daki yeraltı direniş örgütleriyle işbirliği yaptılar. İngiliz ve Fransız subaylara karşı, kadınlığın en güçlü silahını kullandılar: Güzellik, zekâ ve cesaret.
Kendilerine âşık ettikleri subaylardan kritik istihbarat sızdırdılar. Düşman kontrolündeki silah depolarının yerini, nöbet düzenini, zayıf noktalarını öğrendiler. En unutulmaz operasyonlardan biri Maçka Silahhanesi’ydi (Haziran 1920). Neriman’ın sevgilisi İngiliz subayı John White, o birliğin komutanıydı. Neriman onu “Evde bekliyorum.” diye çağırdı ve nöbetçi İngiliz askerlerine bir kasa viski gönderdi. Sarhoş olan nöbetçiler uyurken, Türk direnişçileri gece karanlığında silahları ve cephaneyi boşalttı, Anadolu’ya sevk etti. Aynı cesaretle Karaağaç Silah Deposu’ndan da cephane kaçırıldı. Bu silahlar, İkinci İnönü ve Sakarya zaferlerinde Türk ordusunun elini güçlendirdi.
Perihan ve Ümran da aynı fedakârlıkla görev aldılar. Fransız ve İngiliz subaylarla kurdukları ilişkiler sayesinde bilgi akışı sağladılar. Hiçbir zaman övünmediler, yaptıkları işleri gizli tuttular. İşin gerçek yanını bilmeyenler onlara “kötü şöhret” yakıştırdı, adlarını kara çaldı. Oysa onlar, İstiklal Madalyası’nı hak etmiş gerçek kahramanlardı. Hıfzı Topuz’un “Millî Mücadele’de Çamlıca’nın Üç Gülü” romanında anılar ve belgelere dayanarak anlattığı gibi, bu üç kardeş, Kurtuluş Savaşı’nın az bilinen yeraltı istihbarat kahramanlarından sadece birkaçıydı.
Savaş bittikten sonra yolları ayrıldı:
Ümran, kurtuluşun hemen ardından Paris’e gitti. Fransız Yüksek Komiseri’nin emir subayı Jean-Pierre ile evlendi ve mutlu bir hayat kurdu.
Perihan, direnişçi Nedim Bey’le evlendi, bir çocukları oldu. Nedim Bey Erkân-ı Harbiye’de önemli görevlere geldi.
Neriman ise en buruk olanıydı. Kalbi Londralı sevgilisi John White’ta kalmıştı. Köşk dağılırken valizini alıp Londra’ya gitti. Bir daha kendisinden haber alınamadı…
Onlar, tarihin tozlu sayfalarında unutulmaya yüz tutmuş, ama aslında destanlık bir cesaretin sembolüydüler. Sosyete hayatının ışıltısından vazgeçip, vatan için gölge gibi çalışmış, tehlike içinde gülümsemiş, zekâlarıyla düşmanı kandırmış üç kardeş… Çamlıca’nın üç gülü değil, Türk milletinin üç gizli kahramanı.
Bugün o şarkıyı dinlerken, “Gamsız yaşarız, eğleniriz.” dizesinin ardında yatanı hatırlamak gerek: Bazen en büyük kahramanlık, eğleniyormuş gibi görünerek vatanı kurtarmaktır. Neriman, Perihan ve Ümran kardeşler, işte tam da bunu yaptılar.
Ruhları, şad olsun.
Tanrı, rahmetlerini bol eylesin.
15 Nisan 2026
M. Hüseyin OĞUZ




