MİLLÎ MÜCADELE’NİN GİZLİ KAHRAMANLARINDAN: NEZAHAT ONBAŞI
Nezahat Onbaşı, Türk milletinin bağımsızlık ateşiyle yandığı o kara günlerde, henüz çocuk denecek bir yaşta destansı bir irade ve vatan sevdasıyla tarih sahnesine çıkan efsanevî bir kahramandır.
Adı Nezahat Baysel olan bu yiğit kız, 1908 yılında İskeçe’de dünyaya geldi. Annesi Hadiye Hanım’ı veremden erken yaşta kaybeden Nezahat, babası 70. Alay Komutanı Albay Hafız Halit Bey’in yanında büyüdü. Baba-kız, kaderin cilvesiyle ayrılmaz oldular; çünkü geride bırakılacak ne bir anne, ne bir hısım, ne de güvenli bir yuva kalmıştı.
Dokuz yaşında Çanakkale’nin dumanlı, kanlı havasını soludu. Babasının alayıyla cepheden cepheye koştu. İzmit’e geldiklerinde talimlere katıldı; at sırtında rüzgâr gibi koştu, filinta ile nişan aldı, tüfek seslerine alıştı. Henüz boyu tüfeğin namlusundan kısa olmasına rağmen, yüreği dağlardan büyüktü.
Asıl destan, Gediz Muharebesi’nde yazıldı.
Yunan ordusunun baskısı altında Türk birliği dağılmaya yüz tutmuş, askerler panik içinde geri çekiliyordu. Tam o anda, atının üstünde minicik bir gölge belirdi: Nezahat! Tüfeğin ağırlığına rağmen dimdik duran, gözleri kor gibi yanan bir çocuk. Kaçan Mehmetçiklerin önüne geçti ve o küçücük sesiyle gök gürültüsü gibi haykırdı:
“Ben babamın yanına ölmeye gidiyorum, siz nereye gidiyorsunuz?”
Bu tek cümle, bir orduyu durdurdu. Utançtan, vatan sevgisinden, şahadet aşkından yerin dibine geçen askerler geri döndü. Bozgun önlendi. O gün 70. Alay’ın simgesi, “Kızlı Alay”ın ruhu oldu Nezahat. Ve tam 12 yaşında “Onbaşı” rütbesini aldı. Tarihin en genç onbaşısı, en küçük rütbeli kahramanı oydu.
Geyve Boğazı’ndan Konya İsyanı’na, Birinci ve İkinci İnönü’den Sakarya’ya, Gediz’den nice çetin mevziye kadar babasıyla omuz omuza çarpıştı. Düşman mermileri arasında koştu, yaralılara su taşıdı, askerlerin moralini gökyüzüne çıkardı. Mustafa Kemal Atatürk’ün bile takdirini kazandı; cephede gördüğünde minnetle baktı bu küçük yiğide.
30 Ocak 1921’de TBMM’de Bursa Milletvekili Operatör Emin Bey’in önergesiyle İstiklal Madalyası alması kararlaştırılan ilk kişi oldu Nezahat Onbaşı. Savaşın hengâmesi içinde madalya kendisine ulaşıp takılamasa da, o karar tarihe altın harflerle kazındı. Yıllar sonra, yaşlı bir nineyken “Şükran Belgesi”ne kavuştuğunda gözyaşlarını tutamadı.
1993 yılında, (Bazı kaynaklarda 1994 yılında vefat ettiği yazılmakta.) 24 Eylül’de GATA’da ebediyete uğurlandı. Vasiyeti üzere Türk bayrağına sarılarak toprağa verildi.
Nezahat Onbaşı;
Küçücük bedende koskoca bir millet aşkı taşıyan,
Bir çocuğun masumiyetiyle bir askerin cesaretini birleştiren,
“Ben babamın yanına ölmeye gidiyorum.” diye haykırarak bir orduyu utandırıp geri döndüren,
Vatan için yaşını başını unutmuş,
Türk tarihinin en dokunaklı, en gurur verici destanlarından birinin başkahramanıdır.
O, sadece bir kız çocuğu değil;
Türk’ün bağımsızlık sevdasının, gözü kara yiğitliğinin, göz yaşı dökmeyen imanının ta kendisidir.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Tanrı, rahmetini bol eylesin.
29 Mart 2026
M. Hüseyin OĞUZ




