MİLLÎ MÜCADELE KAHRAMANLARINDAN: MEHMET MUZAFFER
Mehmet Muzaffer… O, Çanakkale’nin Zekâ Destanı, Irak Çöllerinin Kanla Yazılmış Şehidi
Osmanlı’nın son büyük nefesinde, vatanın dört bir yanında Mehmetçiklerin göğsünü siper ettiği o muhteşem mücadelede, bir genç vardı ki ne kılıcıyla ne de tüfeğiyle değil, zekâsıyla, fedakârlığıyla ve son nefesindeki imanıyla tarihe geçti. Adı Mehmet Muzaffer’di. Galatasaray Lisesi’nin sıralarından kopup gelen 17 yaşındaki bir delikanlı… Çanakkale’nin sularında boğulan düşman gemilerini değil, ordunun tekerleklerini kurtaran kahraman; Kut’ül Ammare’nin kızgın kumlarında boynundan vurulup da kanıyla vasiyet yazan şehit.
1896-1897 yılları arasında İstanbul’un Beyoğlu semtinde dünyaya gelen Mehmet Muzaffer, daha çocuk denecek yaşta vatan sevgisinin ateşiyle yanıyordu. Galatasaray Lisesi’nde okurken, 1914’te Cihan Harbi patlak verdiğinde tereddütsüz gönüllü oldu. Üç aylık yoğun talimden sonra “zabit namzedi” (asteğmen) rütbesiyle Çanakkale cephesine yollandı. Oraya vardığında ise harp âdeta bitmişti. İtilaf Devletleri’nin binlerce şehit vererek çekildiği o zaferin ardından, birlikler yeni cephelere sevk ediliyordu. Muzaffer, alay karargâhında görevliydi. Görevi ise basit görünüyordu: Kamyon ve otomobillerin lastiklerini temin etmek. Ama o günlerde Osmanlı ordusu için “basit” hiçbir şey yoktu. Para yoktu, malzeme yoktu, umut bile kıtlaşmıştı.
İstanbul’a gönderildi. Erkân-ı Harbiye’ye başvurdu, tezkere aldı ama yaşlı bir kaymakamın karşısına çıktı: “Evladım, askerin ayağına postal, sırtına kaput alacak para bulamıyorum; sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun!” Muzaffer’in gözleri karardı ama yüreği sönmedi. Karaköy’de bir Yahudi tüccarın dükkânında lastikleri buldu. Fiyat yüksekti, ödeme ise imkânsız. O gece, Harbiye Nezareti bahçesinden ayrılırken kararını verdi: Vatan için sahte para basacaktı!
Karaköy kırtasiyesinden evrak-ı nakdiye kâğıdı aldı, çinî mürekkebiyle, boyayla, bir gece boyunca uğraştı. Gerçeğe en yakın 100 liralık bir “kaime” yarattı. Üstüne de o meşhur ibareyi yazdı: “Bedeli Çanakkale’de altın olarak tesviye olunacaktır.” Burada “altın” Mehmetçiğin akıttığı kandı; Çanakkale’nin toprağında can veren binlerce yiğidin bedeliydi. Sabah olduğunda tüccarın karşısına dikildi. Tüccar, genç asteğmenin gözlerindeki ateş ve kaimenin zarafetine inandı. Lastikleri aldı, Çanakkale’ye gönderdi.
Üç gün sonra tüccar Osmanlı Bankası’na gitti. Veznedar kaimeyi inceledi: “Sahte! Üstelik ‘Bedeli Çanakkale’de…’ yazıyor!” Olay, İstanbul’a yayıldı. Şehzade Abdülhalim Efendi duydu, lalasını gönderdi. Tüccara gerçek altını ödedi, sahte kaimeyi aldı ve sedef kakmalı bir çekmeceye koyarak Emniyet Müzesi’ne hediye etti. Bugün hâlâ orada, “Çanakkale Parası” adıyla şeref yerinde duruyor. Dünyada eşi benzeri olmayan bu hadise, Mehmet Muzaffer’in zekâsının ve vatan sevgisinin ölümsüz nişanesi oldu.
Çanakkale’den sonra Muzaffer’in yolu Irak’a düştü. Kut’ül Ammare Kuşatması’nın ateş hattına… Rütbesi yükseldi, yüzbaşı oldu. 9. Alay’da görev alıyordu. 1916 baharında II. Felahiye Muharebesi’nde, 9 Nisan günü boynundan vuruldu. Ölüm döşeğindeydi. Cebinden bir zarf çıkardı. Konuşamıyordu. Kendi kanıyla önce “Kıble ne yöndedir?” diye sordu. Sonra “Bölük intikamımı alsın!” yazdı. Üç kez tekrarladı, ikisini imzaladı, üçüncüsünü bitiremeden ruhunu teslim etti. O zarf, 6. Alay Komutanı Halil Kut Paşa tarafından müzeye gönderildi. Kanla yazılmış o vasiyet, Mehmet Muzaffer’in son emri, son duası ve son feryadı olarak hâlâ yaşar.
O, sadece bir subay değildi. O, bir lise öğrencisiyken vatanı için sahte para basan dahiydi; bir asteğmenden yüzbaşıya yükselen yiğitti; son nefesinde bile kıblesini soran, bölüğüne intikam bırakan imanlı bir şehitti. Çanakkale’nin tozlu yollarında lastik ararken, Irak’ın kumlarında kanını akıtırken, hep aynı şey için çarpıştı: “Vatan!”
Bugün, o sahte 100 liralık kaime müzede, o kanlı zarf arşivlerde, adı ise her Türk evladının yüreğinde yaşıyor. Mehmet Muzaffer, “Bedeli Çanakkale’de ödendi.” diye başlayan destanın kahramanıdır. Onun gibi binlerce Mehmet, binlerce Muzaffer sayesinde bu vatan hâlâ ayakta.
Ey gençler! Galatasaray’ın sıralarından, üniversitelerin amfilerinden kalkın ve bir Mehmet Muzaffer olun. Zekânızla, kalbinizle, kanınızla… Çünkü vatan, bazen tüfek ister, bazen de bir gece boyunca çizilen bir sahte para ister.
Şehit Yüzbaşı Mehmet Muzaffer, ruhun şad olsun!
Çanakkale’de ve Kut’ta ödenen bedel, bugün hâlâ altın değerindedir.
Tanrı, rahmetini bol eylesin..
28 Mart 2026
M. Hüseyin OĞUZ






