MİLLÎ TAKIMLAR VE TARAFTARLIK
Millî takımlarımızın sporda başarılarından mutlu olmayan, onur duymayan yoktur. Sporun herhangi bir alanıyla hiç ilgilenmeyenler bile coşarlar. Millî futbol takımımız Japonya’da, 2002’de, dünya şampiyonasında üçüncü olduğuna bütün yurtta yapılan kutlamaları, büyük coşkunluğu görmeyen gençler internetten araştırsınlar. O takımın hocası Şenol Güneş o gün omuzlardaydı. Beşiktaş’ın hocası olduğunda maçlardaysa diğer takım taraftarlarından nice hakaretler gördü?
O millî takımlar, çeşitli kulüplerden devşirilen sporculardan oluşur. Voleyboldaki büyük başarılarıyla övündüğümüz sultanlarımıza bakın. Hepsi aynı spor kulübünden mi? Vakıfbank ile Eczacıbaşı karşılaşmasında birbirine karşı oynayan Zehra ile Hande’den hangisini tuttuğumuz takıma göre övecek; hangisini kötüleyeceğiz? Millî maçta alkışladığımız karşı takım sporcusunun bizim kulüple olan karşılaşmada ayağının kırılmasını sevinçle mi karşılayacağız? Bizim kazandığımız haksızlığı apaçık penaltımız haklı, karşı takımınki hep haksız mı olacak? Taraftarlık gözlerimizi ve vicdanımızı kör mü edecek?
Son dönemde yöneticilerin tutumlarıyla gittikçe yükselen, diğer takımlara ve taraftarlara da yayılan FB-GS nefretleşmesi çok üzücü. Sosyal medya birbirine ağır hakaretler yağdıranlarla, karşı takımı ve taraftarlarını aşağılayanlarla dolu. Millî takımlara sporun her branşında yan yana ter döken sporcular veren kulüplerin sporda kardeşliği, çelebiliği öne çıkarması gerekir.
Bir dostum hatırlattı. Ata sporu güreşte sporcular yenseler de yenilseler de birbirini kucaklar, rakiplerinin köşesine giderek çalıştırıcılarının elini sıkar. Yenilenin rakibinin kolunu havaya kaldırdığı görülür.
Bir biçimde normale dönmek gerek. Ülke, zaten kırk türlü kampa bölünmüş. Spor birleştirmeli. Sorumluluk yöneticilerde. Ben sporu ve sporcuyu estetik bir zevkle izlerim; izlerken eğlenir, hoşça vakit geçiririm. Türk, FB’li, GS’li, yabancı fark etmez. Bir Nadia Comaneci’yi, bir Maradona’yı, bir Messi’yi, bir atleti, bir buz dansçısını aynı beğeniyle alkışlarım. Millî karşılaşmalarda bile karşı tarafın güzelliklerini görmezden gelmem. Bu yüzden maç izlerken öfkelenen, kırıp döken insanları anlayamam. Haftalıklarını gişeye bırakıp maça giden Gedikpaşa’daki kunduracı çıraklarının falçatayla birbirini yaralamasını ise hiç aklıma sığdıramam.
Hiçbir konuda fanatiklik iyi değil. Sporda fanatiklik, iyi olmadığı kadar çok anlamsız da.
Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ
E. Öğ. Alb. / Edebiyatçı / Stratejist


