NASIL OLDU?
15 Temmuz gecesi, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde, uzun süredir yuvalanan, Devletin imkânları ile askerî eğitim alan, Emperyalizmin, akıllıca Fetullah Gülen eliyle Allah ile aldatarak, para ve makam kullanarak yetiştirip mankurtlaştığı bir gurup terörist, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Polis Özel Harekat Daire Başkanlığı, Ankara Emniyet Müdürlüğü, Genel Kurmay Başkanlığı ve bazı askerî birliklere saldırdılar. Sivil halkın üzerine acımasızca ateş açtılar. Genelkurmay Başkanı ve bazı kuvvet komutanlarını tutsak ettiler. Sayın Cumhurbaşkanı’nın Marmaris’te misafir olduğu yere saldırdılar.
Sayın Cumhurbaşkanımızın dirayetli, davranışı, Silahlı Kuvvetlerdeki aklı selim sahibi, vatansever subaylar, polis ve halkın karşı koyması ile bu akıl dışı, alçakça saldırı önlendi.
Türk Silahlı Kuvvetleri, Polis Teşkilatı, Üniversiteler ve Devletin bütün kuruluşlarında kadrolaşan, bu terör örgütü, nasıl güçlendi ve bu noktaya kadar geldi?
Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki oluşumu net olarak bilemiyoruz. Orada, bu noktaya nasıl gelindiğini, askerler, iyi bir öz eleştiri ile görebilirler. Birtakım subaylar, gördüklerini ve yaşadıklarını anlatıyorlar, anlatmaktalar ve anlatacaklar.
Polis teşkilatın da nasıl oldu da bu kadar güçlendiler? Kimdi bu Paralel Polisler?
Ergenekon, Balyoz, Oda TV. , Askerî Casusluk ve Fuhuş, Zirve Yayın Evi ve diğer bir çok operasyonu, bir diğer Paralel Yapı KCK operasyonları, yıkıcı ve bölücü örgütlere yönelik operasyonlar ile Narkotik, Silah ve Mali Suçlar operasyonlarını bu polisler yapmamış mı idiler? Emin Aslan, Hanefi Avcı gibi kendilerini defaten ispat etmiş Polis Müdürlerini bunlar tutuklatmamış mı idi?
Terfi sırasında ön sırada olanlar bekletip bunlar terfi ettirilmemiş mi idi?
Terfi sırası gelen Müdürler hakkında ihbar mektupları ile soruşturmalar açılıp idare mahkemeleri ve Danıştay da yıllarca süründürülerek, hakları bunlarca gasp edilmemiş mi idi?
Bunlar gökten zembil ile mi inmişler idi?
Bu sorunun cevabını, ısrarla söylüyorum, 1970 li yılların MC Hükumetleri, 1980 li yılların ANAP Hükumetleri, 1990 lı yılların Koalisyon Hükumetleri ile 2000 li yılların AKP Hükumetleri dönemlerinde aramak şarttır.
İçişleri Bakanlığının MSP de olduğu dönemlerde, Polis Müdürlerinin Kocatepe Camii civarında kamp kurdukları, görevde olan üst düzey yöneticilerin, Teşkilata dışarıdan amir ve müdür rütbesinde getirilenleri, makamlarını korumak kaygısı ile görmezden geldikleri ve bu unsurların özellikle Merkez Teşkilatına yerleştirildikleri bilinen, söylenen amma sözden öte tepki gösterilmediği inkar edilemez bir gerçektir.
Polis Koleji ve polis enstitüsünde, bir gurup ”enternasyonali”, karşı gurup ”çırpınırdı Karadeniz’i” söyler, kadro da pol-der ve pol-bir kıyasıya mücadele ederler iken, Sağ-Sol kavgasının alabildiğine tavan yaptığı bu dönemde, bu kişiler sessizce yerlerinde oturmuşlar, sinsice kadrolaşmışlardır.
ANAP Hükumetleri döneminde, Polis Akademisi’nde açılan özel sınıflar ile burs verilen öğrencilerinin çoğunluğunun İlahiyat Fakültesi, diğer Fakülteler mezunlarının çoğunluğunun ise İmam Hatip Liseleri mezunları olması dikkat çekici bir diğer husustur.
Polis Kolejleri ve Polis Akademisi ve Polis Okulları yöneticileri ile öğretmenleri özenle, sabırla ve dikkatlice bu dönemde eğitim birimlerine yerleştirilmişlerdir. Devletin Polisi olma vasfını koruyan Polis Müdürlerinin uyarıları, Emniyet Genel Müdürleri ve yardımcıları tarafından makamlarını korumak uğruna dikkate alınmamışlar, uyarı sahipleri tasfiye edilebilmişler, daire başkanlıkları, şube müdürlükleri, bu kişiler ve veya kullanabildikleri kişilerce doldurulmuştur.
Sayın Saffet Arıkan Bedük, Sayın Ünal Erkan ve Sayın Turan Genç Emniyet Genel Müdürlükleri dönemlerinde birtakım tedbirler almışlar ve fakat , özellikle 14 yıllık AKP iktidarı döneminde, onlardan sonra gidenler daha güçlenerek geri dönmüşlerdir. Ta ki 17-25 Aralık tarihine kadar.
Okullarda, evlerde cemaatler adam kazanma yarışını bu dönemlerde alabildiğine sürdürmüşler, kendi aralarındaki kavgaları örtülü tutabilmişler ve nihaî hedeflerine doğru birlikte yürümüşlerdir.
Mânâ (Din ve Milliyetçilik) ile Madde, İnsanoğlunun yumuşak karnıdır. Nefsimiz ile yaptığımız savaşta birinden birinin esiri oluruz. Derler ki, bu iki unsur, bir atın iki kulağı gibi eşit durmalı insan ruhunda. Mana öne çıkar ise yobaz, madde öne çıkar ise materyalist olursunuz. Biz insanların söylemlerine bakıp aldandık uzun süre. Sonra gördük ki toplum mânâ kullanılarak maddeleştirilmekte. Makamlar ve makamlar sayesinde elde edilen güç, dünyevi istekleri de güçlendirip sağlayabilmektedir.
Evet, Milliyetçilik ve Din olgusu karşısın da insanımızın hassasiyeti, bu iki değere sahip çıkması tehdit unsuru tarafından çok iyi görülerek değerlendirilmiş ve toplumumuz aleyhinde ustaca kullanılmıştır.
Toplumun tamamına karşı, Allah ile aldatma, para ve makam ile yozlaştırma, taraftar kazanma ve nihai hedefe ulaşma için yoğun bir psikolojik harekat, bir deyimle algı operasyonu dikkatlice, zamana yayılarak uygulanmıştır. Polis Teşkilatında da bu yapılmıştır. Makamlar, Devletin emrinde Halkın hizmetinde olmak yerine, daha da yükselmek, daha da güçlenmek ve dünyalığı daha da fazla yapmak için istenir olmuş, Devleti, vatanı, milleti bölmek, parçalamak, yok etmek isteyen tehdit unsuru ısrarla birileri tarafından görmezden gelinmiş, birilerince görülmemiştir.
Çetin Emeç, Muammer Aksoy, Bedriye Üçok, Uğur Mumcu ve daha bir çok, gazeteci, akademisyen, sanatçı katledilmiş. İslamî Harekat, İbda-C, Hizbullah gibi terör örgütleri sahne de yerlerini almışlardır. İran ve Suriye de askerî ve siyasi eğitim alan bu örgütler, köktendinci veya radikal İslamî örgütler olarak vahşi eylemleri ile dikkatleri üzerlerine çekmişler ve toplumlara, toplumları yönetenlere ılımlı İslam altın tepsi içinde sunulmuştur.
Ilımlı İslam, İslam’ın Jeopolitiği, kuşatılmış İslam terim ve kavramlarına kurtarıcı gibi sarılırmış, arka plânındaki emperyal gücün aldatmaca ve oyunu görülememiştir.
Hizmet hareketi adıyla bilinen hareketin iki yüzünden sadece biri gösterilmiş, görülmüş ve desteklenmiştir,
- Denilmiştir ki;
”Yurt içi ve yurt dışındaki eğitim kurumları, barış köprüleri olarak isimlendirilmiştir. Yurt dışında yüzlerce okulda milyonlarca genç, ses bayrağımız, Türkçe öğrenmekte, Türk-İslam Kültürünü öğrenmekte ve Türkiye sempatizanı bir nesil yetişmektedir. Bu emperyalist güçler için bir tehdittir. PKK yöneticileri Hizmet hareketinin Türkiye’ye karşı yürüttükleri mücadele de Kürtlerin mücadele gücünü kırdığını ifade etmektedir. Bunlar halisane düşünenler için güzel şeylerdir ve tarafımızdan da tasvip görmüştür.”
Bu okullarda eğitim veren Amerikalı ve İngiliz öğretmenler göz ardı edilmişler, eğitim materyalinin kaynağı ve netice de her meslekten, her cinsten, her milletten Amerikan kültürünü şuur altında benimsemiş, Amerikan sempatizanı, bir nesil yetiştiği ve bu neslin getireceği tehdit anlaşılamamıştır. - Hizmet hareketi büyük bir siyasi ve daha da önemlisi maddî güce sahip olmuştur. Bu maddî gücün, sadece toplanan aynî ve nakdî yardımlar ile oluşmayacağı idrak edilememiştir.
Türk Bayrağını yüzlerce ülkede dalgalandırmakla öğünen hizmet hareketinin kalemşorlarının kimler olduklarına da dikkat edilmemiştir. Milliyetçi, Ulusalcı, Müslüman, Liberal maskeli onlarca, yazar, çizer, etki ajanları yayın organlarında yer almışlar ve toplumun her kesimine hitap etmişlerdir.
Açtıkları vakıf Üniversitelerin de her görüşten bilim adamlarına, akademisyenlere yer vererek sempati toplamışlardır.
Maalesef, okumayan, hamaset ile, sloganlar ile hareket edebilen toplumun bir kesimini ”hizmet hareketi” adı altında kandırabilmişlerdir.
Türk Ordusunu, dışarıdan ve içeriden rahatlıkla vurmuşlar, tutsak ettirmişler, boşalan kadrolara yetiştirdiklerinin gelmesini sağlayabilmişlerdir.
Eminim ki ileride, yaşadığımız, gaflet, dalalet ve hıyanet, araştırılacak, anlaşılacak ve yazılacaktır. İnşallah ders alırız.
Selam ve dua ile!
11.08.2025
M. Yavuz ELBİRLER
EGM E. İsthb. D. Bşk.

