PKK, UZANTILARI, DEM NEYİN PEŞİNDE?
PKK adına örgütten yetkili ya da yetkisiz konuşanlara; DEM Eş Başkanlarının, üyelerinin her fırsat ve ortamda sarf ettikleri sözlerine bakıyorum; “Terörsüz Türkiye” açılımını baltalamaya çalıştıklarına emin oluyorum.
Türk halkının, hatta MHP’lilerin bile sürece karşı olduğu, bu karşıtlığın sokaklarda, stadyumlarda etkili biçimde somutlaştığı zamanda PKK ve yandaşlarının çözüm istiyorlarsa çok daha temkinli olmaları, Türk halkını kışkırtmaktan kaçınmaları gerekmez mi? Tam aksine şımarıklığın, hadsizliğin doruklarındalar. Savaş kazanmış muzafferlermiş kibriyle diz çöktürdüklerine mütareke (ateşkes) metni yazdırır havasındalar.
Son örneklerinden biri MECLİS’te Millî Savunma Komisyonunda yaşananlar. Bir önceki Genelkurmay Başkanı olan Millî Savunma Bakanının gözlerinin içine baka baka DEM’li yaratık Türk askerini kanla beslenen işgalciler olmakla, tecavüzcülükle suçluyor. Süreci reddetmenin daha açık ifadesi olabilir mi? Türk askeri işgalciyse orası vatan toprağı değil, öyle mi? Bunu iddia edenle yapılacak müzakereden sonuç beklemek nasıl bir aymazlık? Bu arada gereken tepkiyi ortaya koyan, babasına layık evlat, Asenalığın timsali AYYÜCE TÜRKEŞ’i kutlamayı da unutmamak gerekir. Millete vekillik böyle olur.
PKK ve uzantılarının hem müzakereye hevesli olmalarına hem de müzakereleri sonuçsuz kılmak için çabalamalarına önceleri anlam vermekte zorlandım. Sonra bu tarz politik stratejilerden örnekler aklıma geldi. Bazılarına komplo teorisi görünecektir. Ancak, fikir jimnastiği açısından olsun bunun da düşünülmesinde ve buna göre de önlemler geliştirilmesinde yarar vardır.
Katılmak zorunda kaldığınız, kaçınmanın mümkün olmadığı bir müzakere için masaya oturursunuz. Ortaya çıkan koşullarda anlaşmaya hiç niyetiniz yoktur; ama varmış gibi görünürsünüz. Karşınızdakiler ne kadar olumlu davranırsa davransın işi yokuşa sürer, bozarsınız. Kişisel konularda bile bu yönteme başvurulur.
Önümüzde çok güzel bir örnek var. Kıbrıs ve Annan Plânı’nı düşünün. “Annan Plânı” Kıbrıs’ı altın tepsi içinde Rum kesimine sunduğu, hem Türkiye hem KKTC tarafından kabul edildiği halde Rumlar tarafından reddedilmişti. Böyle bir fırsat niçin tepilir? Hep bunu düşünmüşümdür. Bunun için çok daha ileri bir sonucun hedeflenmesi yetmez, onun mutlaka garantilenmiş olması da gerekir. Türklere küçük ödünler veren Annan Plânı reddedilip “ENOSİS”le sonuçlanacak tam hakimiyete ulaşılmak istenmiştir. Nitekim AB üyeliği kazanılarak, ABD ve İsrail’e üsler verilerek, askerî, ticarî iş birliği kurularak, deniz alanlarında ortaklıklarla bu yolda ilerlenmektedir. Biraz zaman alacak; ama kesin sonuç peşindeler.
Sevr, Lozan öncesi paylaşma plânları belli. Yüz yıl önce yapılanlar belli. Emperyalizmin isteği belli, BOP belli. Bunları “demokratik konfederalizm” filan kesmez. KCK’nin hedefi belli. Barzanilerin bile astıkları, pullarına bastıkları haritalar belli. Bahçeli, Meclis Başkanı, komisyon filan figüran durumunda. Yakında bu açılım da öncekilerin akıbetine uğrar. Ama bunlar birkaç adım daha ilerlemiş, yeni mevziler kazanmış olurlar.
29.11.2025
Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ
E. Öğ. Alb. / Edebiyatçı / Stratejist

