BİR ÇOCUK VE BİR BEBEK MİSAFİR İLE GÜNÜMÜZE BAKIŞ
“Ben neden dünyadaki kötü insanlar yüzünden istediğim gibi özgürce yaşayamıyorum, dışarda başıma bir şey gelecek diye korkuyorum, neden korkarak yaşıyorum…”
Küçücük bir çocuğun isyanını duydum bugün kulaklarımla değil tüm kalbimle, gözyaşları gözyaşlarım oldu. Duyduğum bu sözler yalnızca bir çocuğun masum feryadı değildi, aslında bir neslin içinde bulunduğu derin korkunun ve çaresizliğin ifadesiydi. Çocukların dilinden dökülen bu tür cümleler, toplumsal gerçekleri bazen en yalın ve en acı biçimde gözler önüne serer.
Ve bir bebeğe şarkılar söyledim bugün, pazara gidip türlü türlü sebzeler aldığını anlatan, gerçekte alamayan bir annenin her şeye rağmen neşeyle söylediği… Bu masum şarkının ardında ise aslında günümüzün ağır ekonomik tablosunu bir kez daha gördüm. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2024 yılında gıda enflasyonu %70’i aşmış durumda. Çocuklarına en temel besinleri dahi almakta zorlanan annelerin sesi, artık bebeklerine şarkı değil; ekonomik çöküşün sessiz ağıtı niteliğindeydi.
Çocuk dünyanın ne kadar kötü bir yer olduğunu tek bir cümle ve keskin bir dille anlattı ki nutkum tutuldu, boğazım düğümlendi yalnızca ağladım. Ona sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlamak istedim ama sessizce ve ondan uzaklaşarak ağladım. Çünkü bir çocuğun gözünden görülen dünya, aslında yetişkinlerin inşa ettiği düzenin en dürüst yansımasıdır.
“Ben neden dünyadaki kötü insanlar yüzünden istediğim gibi özgürce yaşayamıyorum, dışarda başıma bir şey gelecek diye korkuyorum, neden korkarak yaşıyorum…” dedi ve hıçkırıklara boğuldu. İşte bu cümle dona kalan ruhumun yaktığı ateş ile yüreğim darmaduman oldu. O an düşündüm… Biz çocukken bu kadar derin düşüncelere kapılıp çocukluğumuzu kaçırmadık çünkü korkmazdık.
Korkmadan dağlarda, bayırlarda, çarşıda, sokakta coşkuyla oynardık. Saatin bile nasıl geçtiğini anlamadan akşam evimize sağ salim gidebilirdik. Ne kadar şanslıydık… Bakkal amcalarımız, komşu teyzelerimiz, aile dostlarımız şimdikinden daha güvenilir daha insanlardı. Şöyle, ne yazık ki; TÜİK’in 2023 raporuna göre yalnızca çocuklara yönelik kayda geçen suç sayısı %30 artmış durumda. UNICEF verilerine göre ise Türkiye’de her 10 çocuktan 4’ü en az bir kez fiziksel ya da psikolojik şiddet görüyor.
Evet, sokakta yalnız bir çocuğun başına günümüz koşullarından ve hatta istatistiklerinden daha az vakalar gelirdi. Çocuk çocukluğunu yaşardı, geçim derdini, insanların vahşetini, ekonomik krizleri düşünmezdi, konuşmazdı. Küçücük omuzlarına dünyanın yükünü taşıyıp ruhunun derinliklerinde böylesi büyük acılarla boğuşmazdı. Elbette bazı çocuklar bu denli ve farklı acıları nadir olarak yaşadı, yaşamıştır. Şimdi bu sayı ise artık çok çok fazla… Dünya Sağlık Örgütü’nün 2023 raporuna göre dünyada her yıl 1 milyardan fazla çocuk şiddet, istismar ya da ihmalin bir biçimiyle karşı karşıya kalıyor. Yani bu artık bireysel bir trajedi değil, küresel bir gerçekliktir.
Çocuklar kendini güvende hissetmiyor, sokakta, okulda, dijital mecrada, oyunlarda, Narinler gibi ailelerinin yanında bile… Ayrıca, UNICEF’in 2024 verileri, çocukların %65’inin çevrim içi ortamlarda en az bir kez siber zorbalığa maruz kaldığını gösteriyor. Yani çocuk artık yalnızca sokakta değil, odasında bilgisayar başında dahi güvende değil.
Ve işte şimdi okullar açılmaya hazırlanırken, çocukların üzerine yeni bir korku gölgesi daha düşüyor: akran zorbalığı. Türkiye’de yapılan saha araştırmalarına göre her 3 öğrenciden 1’i okul hayatı boyunca en az bir kez akran zorbalığına maruz kalıyor. Bu zorbalık yalnızca fiziksel değil; alay, dışlama, sosyal medya üzerinden küçük düşürme ve psikolojik baskı şeklinde de kendini gösteriyor. Çocukların okul ortamında yaşadığı bu görünmez şiddet, eğitim hayatlarını, psikolojik gelişimlerini ve hatta topluma güven duygularını derinden sarsıyor.
Peki neden? Neden çocuklar birbirlerine bu kadar acımasız davranıyor? İşte burada bireysel değil, toplumsal sebepler karşımıza çıkıyor. Sosyo-ekonomik çöküş, yalnızca yetişkinlerin değil, çocukların da davranış biçimlerini etkiliyor.
Ekonomik krizle birlikte aile içi huzursuzluk artıyor; ebeveynler arasındaki stres ve kaygı, çocuğa yansıyor. Yoksulluk, hak, hukuk ve adalette eşitsizlik ve orantısız, haksız rekabet duygusu, çocukların birbirlerine tahammülünü azaltıyor. Dijital ortamda görülen şiddet ve zorbalık örnekleri, çocukların gerçek hayattaki davranışlarını şekillendiriyor.
Yani akran zorbalığı, bireysel bir sorun değil; sosyo-ekonomik çöküşün ve toplumsal çözülmenin doğrudan bir sonucu. Çocukların güven duygusu kayboldukça, onların kendi dünyalarında oluşturdukları ilişkiler de şiddet, dışlama ve acımasızlık üzerine kuruluyor.
Peki ne değişti? Nasıl değişti? Bence bu orunun cevabını hepimiz vicdanlarımızda ve yaşadıklarımızla artık çok net biliyor. “Zamane çocukları” deyip dinlemeye ve anlamaya çalışmadığımız çocuklar bilmediğimiz kendi dünyalarında neler yaşıyor? Ve gelecekte eminim, bizden daha güçlü oldukları için dünyayı getirdiğimiz bu noktadan nasıl temizleyecek ve hatalarımızı düzeltecekler çok merak ediyor ve görmek istiyorum. Çünkü tarih boyunca büyük krizlerden çıkan nesiller, aynı zamanda değişimi başlatanlar olmuştur. Belki birlikte düzeltiriz…
Bugün bir de bebeğimiz vardı, eğlendirmek için çocukluğumuzdan bildiğimiz şarkıları söylerken zamanın nasıl değiştiğini bize hatırlatan. “Pazara gidelim…” ile başlar ve neler neler alırdık. İşte sosyo-ekonomik çöküntünün bir anlık yaşanmışlıklarla beni düşüncelere salan günlük özeti… Bugün bu şarkı, nice annenin yoksulluğunun, nice çocuğun yoksunluğunun geçmişle günümüzün kıyası haline geldi. Pazara gidip neler alıyoruz, neler alabiliyoruz ya da alamıyoruz…
Bilmem anlatabiliyor muyum? Hak, adalet, hukuk düzeni insanlık birden bire bozulmadı birlikte gün gün bozuldu. Bu yüzden müdahale gereği duymada haşlanan kurbağa etkisi ile hissetmedik… Böylece toplumsal çöküşün sonbaharında baharı bekleyen çiçekler gibi nice çocuklarımız çiçek açmadan soldu. Çocuk yoksulluğu, çocuk işçiliği, çocuk istismarı, akran zorbalığı… Hepsi bir zincirin halkaları… Sebep, ekonomik çöküş, toplumsal yozlaşma, hukukun zayıflaması, adaletin tesis edilememesi ve değerlerin yitimi; sonuç ise çocukların ruhunun derin yaralar almasıdır.
Elbet bir gün bunun hesabı birilerine bir vakitte sorulacak. Umuyorum o vakit hem bu dünyada hem ahirette olacak! Çünkü çocukların gözyaşı yerde kalmaz, kalmayacak. Ve belki de geleceğin en büyük hesap günü, çocukların bizden devraldığı bu yaralı dünyanın mahkemesi olacaktır.
Güneş Altuner
20.08.2025
