SUİKAST VE ARAMA
Ölümü göze almış suikastçıyı engellemek zorun çok ötesindedir. Hele bir de suikastçı çok özel eğitimlerden geçmiş biriyse… İşin kötüsü ortada gerçek suikast tehlikesi yokken evhama kapılıp çok aşırı önlemlere başvurulmasıdır. Bu önlemler, öncelikle toplumu gererek, özgürlükleri kısıtlayarak, zan altında bırakılanları küstürerek büyük toplumsal zararlara yol açarlar.
Bunu iyi bilen Atatürk, 1926’da kendisine suikast girişiminde bulunulmasına rağmen halktan kopmadı. 1938’de aramızdan ayrılışına kadar geçen 12 yılda halkın arasına karışmaktan hiç uzak durmadı.
Enver Sedat’ın bir törende resmî geçit yapan askerlerce katledilmesi endişe verici bir örnektir. FETÖ ile beraber yürünen dönemdeki sızmalar sonucu emir subaylarının örgüt mensubu olmaları endişeyi artırmaktadır. Suikastçı illâ asker olacak, suikast illâ ateşli silahla yapılacak da denemez. Zehirlemekten, tıbbî girişimlere, bomba tuzaklarına, görünmez kazalara kadar bin bir çeşit yol var.
Çeşitli etkinliklerde katılanların üst aramaları (üstelik yalap şalap yapılıyorsa) bir güvenlik önlemi olarak düşünülmekteyse aşağılayıcı olmaktan başka işe yaramaz, çok yetersizdir. Hiç mi roman okumadınız, film seyretmediniz? Bir filmde televizyon kamerası silahtı. Bir başka filmde suikastçı koltuk değneği biçiminde bir silah ile güvenlik çemberini aşmıştı. Silaha dönülen bastonlar çoktan eskidi bile. Sabancı’yı çaycısı katletmişti. Dolma kalem, saat, kol düğmesi vb. Pek çok nesne öldürücü silaha dönüştürülebiliyor.
Generalden, subaydan, astsubaydan kuşkulanılarak üstleri aranırken, onları usül dışına çıkarak arattırılan polise nasıl güveniyorsunuz? Polis örgütü, FETÖ’nün örgütü haline gelmemiş miydi? Suikasti o aramayı yapan polis yapamaz mı?
Sonuç, en etkili yöntem istihbarattır. Şu üst arama işi son derece saçma, amaçtan uzak, kırıcı, (eğer maksat bu değilse) aşağılayıcı ve yararsızdır. Güvenilir kaynaktan alınan bir istihbarat dolayısıyla üst araması şart olmuşsa, kişi soyundurularak aranmalı, makatına bile bakılmalı, giysi katları ayrıntılı kontrol edilmelidir. Gerisi boş.
MİLLÎ ONUR
Gelelim millî varlığın korunması konusuna. Askerlik; çelebilik (Batılı söyleyişle şövalyelik) mesleğidir. “Muhsin Çelebi”nin davranışındaki millî asaleti, 8-10 yaşlarında “Pembe İncili Kaftan, Başını Vermeyen Şehit…” öyküleri okuyanlar iyi bilir. Asker, “Muhsin Çelebi” örneği yüksek onur sahibi olmalıdır. Kendi onurunu koruyamayan subaydan millî onuru koruması beklenemez. Bu yüzden yasalar, yönetmelikler, önergeler hep bu onurun korunmasını esas alır.
Üniformalıyken yapılmayan şeyler vardır. Siz hiç omuzuna çuval almış, kan ter içinde taşıyan bir subay gördünüz mü? O üniformanın bir onuru vardır. Bir subayın üzerinde ütüsüz, hırpani, yırtık, sökük, paspal bir üniforma gördünüz mü? Ayakkabısı pırıl pırıl parlamayan subay gördünüz mü? Halk arasında doğru olmayan; ama üniformanın değerini vurgulayan bir söz dolaşır: “Düğmesini koparmak altı aydan başlar.”
Türk halkı da askerini böyle görmek ister; onu, üniformasını sevgi ve saygıyla karşılar. Arada bir çıkabilen disiplini bozuk birinde üniformasına özensizlik görürse onu kınar.
Türk askerinin üst araması polis tarafından değil, ancak Merkez Komutanlıkları personeli tarafından ve rütbelerine denk personelce yapılır. Türk askerini onursuzlaştırmak, kendi onurunu bile koruyamaz duruma düşürmek; onun millî onurumuzu koruma konusundaki duyarlılığını da zedeler. Bakın, ABD bayrağının onuru ile Türk bayrağının onuru arasında büyük fark vardır. ABD bayrağı don yapılabilir. Akla gelen en aşağılık yerlerde kullanılabilir; ama Türk bayrağı kutsaldır, uğruna ölünür. Türk askeri de Türk bayrağı gibidir; aşağılanamaz.
03.09.2025
Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ
E. Öğ. Alb. / Edebiyatçı / Stratejist



Benim bu olayda gördüğüm,
1 – Halen korku bariyeri aşılamamış.
2 – Bencil bir ruh halinin narsist bir düşünce ile bakın benim gücümü görün her benim karşımda her türlü şeref,onur ve gücünden vaz geçmek zorunda ve bunu sınava tabi
tutuyorum.
3 – Ben böyle yaparak tatmin oluyorum.
Dışarıda ki bir liderin dediklerini de hiç direnmeden yaparım.