TARİHİMİZLE HESAPLAŞMA
Devletimizle, milletimizle, ülkemizle sorunları ve birtakım hesapları olanların öteden beri çok itibar ettikleri bir sözdür “tarihimizle hesaplaşma”. Dış politikada sıkıntılara da yol açan Yeni Osmanlıcılığın revaç bulmasıyla günümüzde daha sık kullanılır oldu. Televizyonlarda sözde tarihçiler(!) cirit atıyor. Kimi Tanzimat Hattı Hümâyûnu ile, kimi 31 Mart’la, kimi tehcirle, kimi Lozan’la… hesaplaşıyor. Çoğunlukla da karşılarında konunun gerçeklerden ve bilimsel çerçeveden saptırılmasını engelleyecek birikimde birileri olmadan esip savuruyorlar.
Bütün dillerde sözcüklerin temel, yan ve mecaz anlamlarının dışında bir de duygusal anlamları vardır. Duygusal anlam, sözcüğün duyan ya da okuyan kişide uyandırdığı çağrışımları ifade etmektedir. Kişinin yaşadıklarına, kültürüne, inançlarına ve duygu dünyasına bağlı olarak her sözcük, her kişide farklı duyguları çağrıştırır; bazı hatıraları canlandırır. “Kanser” sözcüğü, o hastalıktan mustarip bir yakını olan insanda diğerlerinden farklı olarak birçok kötü anıyı, hüznü, çaresizliği anımsatır. Bir onkoloji uzmanında çağrışımlar farklıdır. “Polis” sözcüğü, namuslu insanlarda güven duygusu uyandırırken, suçlularda endişeye yol açar. “Şehit” sözcüğü askerde yavrusu olan anaya başka şeyler anlatır, vicdânî retçiye başka.
Psikolojik harekâtta ve algı yönetiminde sözcüklerin duygusal anlamları üzerinde durulur, kullanılacak sözcükler toplumda subliminal (sezdirilmeden bilinçaltında istenen biçimde) bir etki uyandırmak üzere özenle seçilir. Örnek olarak: “Faiz artırımına gidildi.” demek yerine: “Faiz oranları güncellendi.” denerek bilinçaltımızda, artışın olumsuz etkisi hafifletilmeye çalışılır.
“Hesaplaşma” sözcüğü de subliminal iletiler içerir. “Bir döneme ait harcamaların, alacak verecek durumunun gözden geçirilmesi” anlamından başka duygusal anlamı da vardır. İyi niyetle söylense bile “hesaplaşma”da öfke, kavga, intikam alma, cezasını verme, tehdit etme anlamı yoğundur. Bize zarar vermiş birine: “Günü gelince senle hesaplaşacağız.” deriz. “Hesaplaşma”da karşılıklılık vardır. “Senin yaptıklarını bir bir ortaya koyup hepsinin bir bir karşılığını vereceğim.” demek isteriz.
Gelelim tarihimizle hesaplaşmaya. Bilinç altımızı etkilemeye çalışan çok yanlış bir kullanım. Tarihten ders, ibret alınır; tarihle hesaplaşılmaz, kavga edilmez. Kavgaya kalkışıldığında ülke büyük zarar görür. Kültür, amaç, ülkü birliği bozulur. “Tarihle hesaplaşmak” demek, “Bilinen tarihi reddediyor; farklı biçimde yeniden yazıyoruz.” demektir.
Nisan ayı geliyor. Önümüzdeki günlerde sık sık karşımıza çıkacak. Ermenistan’ın ve Ermeni diasporasının soykırım yalanından yana tavır koyan birtakım Türkiyeli(!) zevat, “tarihimizle hesaplaşma” sözünü pek sever. Günümüzün Yeni Osmanlıcıları da sevmeye başladılar. Ömründe iki kitap okumamış cühela, bir yerlerde duyduğu ve tam aklında tutamadığı için eklemelerle abarttığı yalan yanlış bilgilerle iki yüz yıllık tarihimizle hesaplaşıyor.
Örnek olsun diye bir anıma yer veriyorum. Bir tanıdığın dükkanında sohbet ederken oradaki biri “Bütün Generallerimiz Ermeni.” dedi. Senedini sordum. “Kazım Karabekir askeri okul açmış, Tehcirde geride kalan Ermeni çocuklarını burada okutup subay yapmış. İşte şimdi onlar general.” dedi. Böyle bir cehalet mümkün değil. Hiç araştırmayıp hap gibi yutacaklarını bilen birileri tarafından bunlara tarih diye öğretilmesiyle ancak mümkün.
Hesaplaşıyoruz, diyerek geçmişi bugüne taşımak, yeni kavgalar başlatmaktan başka bir şeye yaramaz. Tarihle hesaplaşmaya kalkarsanız, fıkradaki yeniçeriye benzersiniz: Yahudilerin Hz. Îsâ’yı çarmıha gerdiğini duyan belâlı yeniçeri neferi, sokakta yakaladığı Yahudi hahamın gırtlağına bir eliyle sarılmış; diğeriyle çektiği palayı adamcağızın burnuna dayamış. “Heyttt ulan! Bre nâbekâr, siz hangi cüretle Hz.Îsâ’yı çarmıha gerip katleylersiniz? Tiz cevap yetiştir, amanı yok, canın gitmekte.” diye basmış narayı. Zavallı haham, can havliyle kekelemiş: “Aman ağam, kuşça canımı bağışla. O dediğin bin yedi yüz sene öncekilerin işi, o zaman ben yoktum.” Daha da celâllenen yeniçeri külhanbeyi: “Anlamam, ben cürmünüzü yeni duydum.” deyip çalmış palayı.
Tarihten ibret almak; ancak belgelere dayalı, duygusallıktan uzak, nesnel bir bakışla gerçek tarih araştırılarak, öğrenilerek mümkündür. Tarihimizdeki güzel, olumlu, başarılı her şey hem övünç kaynağımızdır hem örnek alacağımız onur belgelerimizdir. Bütün dünya devletlerinin tarihlerinde olduğu gibi, elbette bizim tarihimizde de olumsuzluklar, kötülükler, başarısızlıklar, hatta utanç duyacağımız icraatlar görülür. Onlardan da alınacak ibret vardır. Geçmişte kalmış, olup bitmiş olayları bugüne taşıyıp yeni düşmanlıklara sebep olmak yerine bu kabil örneklerden ders alıp benzer yanlışlardan kaçınmak için araştırılır tarih. Kan davası güder gibi tarihimizdeki bazı kötü gelişmeleri temcit pilavı misali durmadan gündeme getirmek, ülkenin birlik ve bütünlüğünü sarsar. Hele bir de tarih biliminin metodolojisine ve gerçeklere uymayan, tarihi bilim olmaktan çıkarıp masala dönüştüren tevatürlere dayalı bir hesaplaşma söz konusuysa…
Ne yazık ki, televizyon kanallarında rastladığımız tarih konuşmalarının büyük kısmında gerçekler saptırılıyor. Belgesiz, bilgisiz, uydurmacı tarihçilere, bilmem kimin yazdığı tarihî aşk romanında okuduklarına göre hüküm verenlerle televizyon dizilerinde seyrettiklerini tarih sananlar da eklendi.
“Tarihle, tarihimizle hesaplaşma” sözünü kullananlar dikkat etsinler. Eğer belli bir maksada hizmet etmiyorlarsa, bu kullanımdan derhal vazgeçmelidirler. Tarihle hesaplaşılmaz, tarihten ancak ders alınır.
26.03.2026
Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ
E. Öğ. Alb. / Edebiyatçı / Stratejist

