TÜRK MİLLİYETÇİLERİNİN PARÇALANARAK MARJİNALLEŞMESİNİ İSTİYORLAR.
Bugün dünyadaki istikrarsızlık ortamı ve yaratılan kaos, bizim için bir fırsat olabilir. Zira gelişen toplu durum, Türk milletinin dünyada yeni bir denge unsuru olabilme potansiyeline sahiptir. Bunu gerçekleştirecek yegâne kitle, Türk milliyetçiliği şuuru ile yetişen mevcut nesille olması mümkündür. Onun için küresel emperyalistlerin bize kefen gibi giydirdiği sistemin hedefindeyiz. Rövanşist davranan sistem Türk milliyetçilerinden intikam alma peşindedir.
Bugün milliyetçilerin hesaplaşması günü değil, fedakârlık yaparak bütünleşme günüdür.
Küresel emperyalizmin kontrol etmekte güçlük çektiği Türk milletinin evlatları, ülkemiz içinde verdiği mücadele ile sistemin hedefi olarak dövüle dövüle bu güne gelindi. Her şeyi göze alarak verilen mücadelede, ”öldürmeyen darbe güçlendirir.” mantığı ile güçlenerek ve büyüyerek bu güne gelindi.
Var olma iradesini sergileyen Anadolu’nun “kavruk delikanlıları” mücadelenin seyrini, kadim ata topraklarında da verince, küresel emperyalizmin yerli-yabancı uşaklarının hedefi oldular. Sistem onlardan intikam almaya ve onları öz yurtlarında etkisizleştirmeye başladı.
İşe, karargâhtan başladılar. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu ile başlayan kopmalar, her gün yenilerini görmeye başladık. Hem de, İslâmî temelli siyaset güden zihniyet eliyle…
Başbuğ’un vefatından sonra bu durumu görüp yönetemeyenler, bugün sistemin tam da istediği davranışlar ile işi hızlandıran yaklaşım içine girdiler.
Millî iradenin tahakkuk edilebilmesi için gerekli bütün mümbit şartlar heba edildi. Bir savrulmuştuk atmosferinde, kim haklı, kim haksız belli olmayacak şekilde, ortalıkta toza dumana karışmış bir durumu yaşamaktadırlar.
Bir siyaset okul hükmündeki MHP mensubu ülküdaşlar, hemen her partide önemli yerlerde ve istenilen noktada iken “baba ocağı” saydıkları partilerinden âdeta kovulmuş gibidirler. Şimdi kimileri farklı siyasî yelpazelerde tüzel kişiliği olan partilerde siyaset yaparken, kendi baba ocakları ise, sistemin kurduğu partide sığınmacı hükmünde bir pozisyondadırlar.
Savrulmuşlük, karargâhtan başlamış olunca, toparlayıp bir düzen içinde yeniden yapılanma çok zor görünmektedir. Bozguna uğramış ordu gibi, savaş yeteneği de kaybolmuştur. Zira sahada karşı karşıya oldukları kişilerle düne kadar, yüksek idealleri tasavvur eden tarafın mensupları idiler. Beraber, kavga ettiler, dövüldüler, dövdüler hor görüldüler, çoğu aynı zindanın karanlıklarında, gelecek aydınlık günlerin hayalini kurdular…
Bu durum sistemin intikamı olarak görülmeli, irkilip kendimize dönmeliyiz. Hani bir zaman sloganlaştırdığımız, “titre ve kendine dön” yeniden vücut bulmalı ruhumuzda; zira dört yüz elli milyonluk Türklüğün son kalesinin son neferleri, çerileri, Kürşatlarıyız.
Sistem bizden intikamını bu şekilde almaktadır. Devlet zarar görmesin diye hassasiyetle koruduğumuz ve toz kondurmadığımız devletimiz, çekirge istilası gibi beynini kiraya vermişlerin istilasındadır. Zora düştüklerinde sınırları düşmana girsin diye açabilen, çeşitli mahfillerde anlaşmalar yapan, Mehmetçiğin elini kolunu bağlayan hainler, bize neler yapmaz ki?
Geç olmadan herkes nefis meselesi yapmadan kardeşlik hukuku içinde birbirine el uzatmalı ve size bugün ikram ettikleri makam ve mevkilerin aslında sizin hakkınız olduğunu dosta düşmana göstermeliyiz. Yoksa vakit aleyhimize işliyor. Sonra “ah vah” edebilecek zamanımız kalmayabilir.
Nesim YALVARICI
Eğitimci / Badminton Millî Takım Antrenörü
