TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ YÜKSELİYOR!
Siz, Türk Milliyetçiliği‘ni siyasi partilerin içine hapsetmeyiniz. Siyasi parti genel başkanları üzerinden kim daha çok milliyetçi tartışmasına girmeyiniz. Kimin, kimin elini öptüğü veya koluna girdiği bizi ilgilendirmesin. Biz Türk milletinin bütün mensuplarının içinde Türk Milliyetçiliği nasıl yükseliyor, ona bakalım. Milliyetçileri ayağa kalkan bir toplum mutlaka siyaseten de doğru yolu bulacaktır.
Bu nedenle günümüzde milliyetçilikten ne anlamamız gerektiği konusu biz Türkler tarafından çok doğru bir şekilde ortaya konulmalıdır.
Milliyetçilik bana göre, içinde yaşadığımız toplumu, üzerinde yaşadığımız vatanı, kullandığımız dili, sahip olduğumuz kültürü ve birlikte oluşturduğumuz tarihi sevmek ve bu değerlere gönülden bağlı olmak demektir.
Ne yazık ki, böyle, olması ve anlaşılması gereken “milliyetçilik” kavramı ülkemizde bilerek ve kasten yapılanlar nedeni ile olumsuz yerlere çekilmeye çalışılmıştır ve halende çekilmeye çalışılmaktadır.
Hele kendisine milliyetçilik atfedilenlerin omurgasızlığı, Türk Milliyetçiliğine ve dolayısıyla Türk milletine büyük zararlar vermiştir.
Bu durum uzun uzadıya anlatılması gereken nedenler ile hâlen devam etmektedir. Örneğin, faşizm bile milliyetçilik ile yan yana getirilmeye çalışılmıştır. İstanbul Barosu başta olmak üzere yapılan Baro seçimlerinde vatansever insanların seçimleri kazanmalarının ardından aynı yakıştırmalar yapılmıştır.
Bir kelimeye doğru anlamlar yükleyebilmek için o kelimenin tarihsel süreçlerde neyi ifade ettiğini bilmek gerekir. Örneğin, Mehmet Akif Ersoy’un İstiklâl Marşı’mızda ifade ettiği “ırk” sözcüğü, aslında Türk milletini anlatmaktadır. Günümüzde ise ırk, başka bir anlam taşımaktadır.
Bizim kast ettiğimiz şey, yani milliyetçilik; ırkçılık anlamına gelen bir kavram değildir. Ancak Türk ve Türkiye düşmanları milliyetçiliğimizi kötülemek için uzun yıllardır onu ırkçılık ile özdeşleştirmeye çalışmışlardır. Bugün de bu konuda olumsuz gayretler sürmektedir.
Bu yüzden Türk Milliyetçiliği günümüzde olduğu gibi son yüzyılda karanlık mihraklar tarafından ırkçılıkla suçlanmış ve bu yolla “milliyetçilik” kavramı sulandırılmaya ve mecrasından uzaklaştırılmaya çalışılmıştır.
Halbuki Türk Milliyetçiliği anlayışımız insanı ve tüm canlıları sevmeye dayanır. Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Hacı Bayram Veli, Hacı Bektaş-ı Veli ve diğerleri bu sevgi yolunun ışığı olan sönmez aydınlatıcılarıdır… Bunun yanına yurt sevgisi, yani toprak sevgisi de eklenmelidir.
Milliyetçilik adına yaptırılan(!) en büyük yanlışlardan biri de bu kavramın siyaseten kullanılmıştır olmasıdır. Halbuki Türk Milliyetçiliği sadece bir siyasi kurumun değil, milleti bir bütün olarak çevreleyen ve kucaklayan bir anlayıştır.
Osmanlı-Türk İmparatorluğu her ne kadar bir Türk devleti de olsa; çok dilli, çok kültürlü birçok etnik kimlikten oluşuyordu. Osmanlı-Türk devletinin doğal mirasçısı Türkiye Cumhuriyeti’nde de, kurulduğu topraklar üzerinde de bu durum benzerlikler gösteriyor. Bu nedenle Cumhuriyet’i kuran irade çok doğru bir şekilde “milletleşme projesi” başlattı. Bu proje “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” anlayışına dayanan milleti, ülkeyi sevmek ve yeni kurulan devlete bağlılığı öne çıkarıyordu. Bu sebeple Mustafa Kemal Atatürk, kendisinin en önemli vasfının bir “Türk Milliyetçisi” olmak olduğunu defaatle vurguladı.
Cumhuriyet’in milliyetçiliği de içeren ki, Cumhuriyet’i kuran Cumhuriyet Halk Partisi’nin Altı Ok’undan biri de milliyetçiliktir, “milletleşme projesi” iç ve dış düşmanları bugün olduğu gibi geçen tüm süreçte çok rahatsız etti. İç ve dış düşmanlar bu konuda ittifak ederek belli projeler ile “milliyetçilik” ve “milliyetçiler“i ötekileştirmeye çalıştı. Bunda da nispeten başarılı oldular.
Ancak burada şu örneği vermek istiyorum ki, her ne kadar ” milliyetçilik” bir partinin ya da partilerin içine hapsedilmek istense de, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 103. yılı vesilesiyle tüm yurt sathında Türk bayrakları ile sokaklara dökülen vatandaşlarımızın her biri aslında birer “milliyetçi” olduklarını herkese göstermişlerdir. Onlar, kimseyi ayırt etmeden “İnsanları seviyorum, ülkeme ve devletime bağlıyım.” diye duygu ve düşüncelerini halleriyle ifade ettiler. Bundan daha iyi bir “milliyetçilik” anlayışının dışa vurumu olabilir mi?
Ziya Gökalp, milleti tarif ederken: “Millet, ne ırkî, ne kavmî, ne coğrafî, ne siyasî, ne de iradî bir zümre değildir. Millet; lisanı, dince, ahlâkça ve güzel sanatlarca müşterek olan, yani aynı terbiyeyi almış fertlerden mürekkep bulunan bir zümredir”. diyor. İşte biz burada tarif edilen milleti seven ve ona her yönüyle bağlı olan “milliyetçilik” kavramını yüceltmek ve bu kavramı toplumun tamamına mâl etmek zorundayız…
Hasan Ali Yücel ; “… bir topluluğun ‘millet’ olabilmesi için sanıldığının aksine çok güçlü bir süreç gerekir. Topluluklar için ‘milliyet’ önemli bir tekamül basamağıdır. Fertte şahsiyet ne ise toplumlarda da milliyet odur… bir toplumun millî bir varlık haline yükselebilmesi için ‘tarih boyunca derin bir cehit (evrim)’ geçirmesi gerekir.” demektedir.
İşte bizler bu evreleri geçirerek millet hâline gelmiş olan topluluğu seven, sayan ve ona yürekten bağlı olan bir “milliyetçilik anlayışı içindeyiz. Adına Türk milleti dediğimiz insan topluluğunun da kahır ekseriyetinin benzer düşünceler içinde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Kimse çıkıp demiyor ki; Atatürk bizzat kendisi Türk Milliyetçisi olduğunu defaatle söylemiştir diye! Bununla kalmamış Türk milletinden neyin anlaşılması gerektiğini bir çok kez izah etmiştir. Ancak günümüzde Atatürk’ün partisi ve onun devamı olduğunu söyleyenler, bırakın milliyetçiliği Türk sözünü bile anmaz olmuşlardır. Bu, sadece Atatürk’e değil, düpedüz Türk milletine ihanettir.
Her ne kadar “milliyetçilik” kavramından çok hoşnut olsam da, toplumun kafasındaki karışıklıkları gidermek için günümüzde “milliyetseverlik” tanımının kullanılmasının daha doğru olduğunu düşünüyorum. Bana göre bu Cumhuriyet’in “milletleşme projesi”ne daha uygun geliyor. Belki böyle yaparak Türk milletine karşı milliyetçilik kavramı üzerinden yürütülen tuzakları da boşa çıkartabiliriz…
Siyaseten “milliyetçilik” kavramının belli siyasi kuruluşlar ve siyasetçiler tarafından kullanılmış olması bu ulvî kavramın istismarına yol açmıştır. Çünkü milliyetçilik topyekûn Türk milletine ait bir özellik olması gerekir! Yani hepimiz milliyetçi olmalıyız… Anayasal olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin devletine vatandaşlık bağı olan herkes Türktür… Bu nedenle anayasal olan bu tarifle milliyetçiliğe de ulaşmak çok zor olmayacaktır. Kimsenin vatan ve millet sevgisi siyasi bir saikle sınırlanamaz. Bu nedenle milliyetçilik kavramı ayrıştırıcı değil, birleştirici anlamda kullanılmalıdır.
Milliyetçilik, dar bir çerçeveye hapsedilmemelidir. Ne yazık ki, bugüne kadar bunun tam tersinin olduğunu izliyoruz.
Milliyetçiliğin daha iyi anlaşılabilmesi için bir hususun yerine oturtulması gerekir. O da “devlet milliyetçiliği”nin değil ” millet milliyetçiliği”nin esas alınmasıdır. Bu sebeple milliyetçilik öncelikle devlet için değil millet için var olmalıdır. Zaten devlet milletin teşkilatlanmış halidir. Onun için “milliyetçi” demek kendisi ile aynı potada erimiş insanlara dil, din, mezhep, meşrep farkı gözetmeksizin karşılıksız hizmet etmek demektir. Yani Gagavuz, Çuvaş, Tuva, Uygur, Kazak, Özbek, Kırgız, Türkmen demeden herkesi sevmek zorundayız. Keza ülkemizde kendini farklı etnik yapılara ait gören insanlarımızı da…
Milliyetçilik benim kullanmayı teklif ettiğim ve sevdiğim tabir ile “milliyetseverlik”; olaylar ve gelişmeler karşısında hür ve müstakil bir irade sergilemektir, tahakkümcü ve emperyalist anlayışlar karşısında dik durmaktır, adaletten yana olmaktır, bilimi üstün tutmaktır… Böyle olmayanların milliyetçilikleri şekilden ibarettir ve ben onlara ” milliyetçi görünümlüler” sıfatını yakıştırmaktayım.
Türk milletinin her bir ferdi ve özellikle kendini milliyetçi veya milliyetsever olarak tanımlayanlar okumalı ve düşünmeli “milliyetçilik” kavramının altını doğru bir şekilde doldurmalı ve yaşamında bu ölçü üzerine hareket etmelidir.
Unutulmasın ki; milletler ve devletler milliyetçilerin omuzları üzerinde yükselir… Bu Türk milleti için de böyledir.
Bırakın kimin kimin koluma girdiğini veya elini öptüğünü! Sloganların değil, bilimin peşinden koşun. Lidere itaati değil, Türk milletine itaati esas alın. Siyasetçiler üzerinden Türk Milliyetçiliği yapmayın.
Sonra burnumuz pislikten kurtulmuyor!
30 Ekim 2026/ İzmir
Özcan PEHLİVANOĞLU
Zafer Partisi Gn. Bşk. Yard.



