UTANMAZLIK!
Siyasette “Utanmazlık” Nedir?
Siyasette “utanmazlık” (veya İngilizce karşılığıyla “shamelessness” ya da “brazenness”), siyasetçilerin etik sınırları aşan davranışlarını, skandalları, yalanları veya hatalarına rağmen pişkinlik ve yüzsüzlükle devam etmelerini ifade eder. Bu, utanç duygusunun yokluğu veya bastırılması anlamına gelir. Normalde bir insanın mahcubiyet, özür dileme veya istifa etme gereği duyacağı durumlarda, siyasetçi bunları görmezden gelir, inkâr eder veya karşı atakla yanıt verir.
Bu kavram, sadece bireysel ahlâk eksikliği değil, aynı zamanda güç koruma mekanizmasıdır. Siyasetçiler, kamuoyunun tepkisini umursamadan davranarak otoritelerini pekiştirir. Psikolojik açıdan utanç, sosyal normlara uymayı sağlar; bunun yokluğu ise toplumda güven kaybına, kutuplaşmaya ve yozlaşmaya yol açar. Türkiye’de bu tartışma sıkça “yüzsüzlük”, “arsızlık” veya “pişkinlik” kelimeleriyle anılır ve neoliberal politikalar, kapitalist kültür veya iktidar semantiğinin utanç duygusunu erozyona uğrattığı eleştirileri yapılır.
Dünya siyasetinde utanmazlık örnekleri yaygındır:
- Skandallara rağmen, görevde kalmak (örneğin, yolsuzluk iddiaları sonrası istifa etmemek).
- Yalan söyleyip yakalanınca inkâr etmek veya konuyu saptırmak.
- Rakip partilere veya kişilere ağır hakaret edip özür dilememek.
- Seçim vaatlerini tutmamak ama aynı vaatleri tekrarlamak.
Bu davranışlar, popülist liderlerde daha belirgindir; çünkü, kutuplaşmayı besler ve sadık tabanı konsolide eder.
Türkiye siyaseti, özellikle son 20-25 yılda, utanmazlık tartışmalarının yoğunlaştığı bir alan olarak öne çıkar. Çeşitli kaynaklar (sol, sağ ve tarafsız görüşler) bu konuda hem iktidar hem muhalefet tarafını eleştirir, ancak eleştirilerin çoğu iktidar odaklanır.
İşte bazı yaygın örnekler ve türler:
- Parti Değişimleri ve Omurgasızlık:
Siyasetçilerin ilkelerini terk edip başka partilere geçmesi sıkça “siyasi utanmazlık” olarak nitelenir. Örneğin, eski partilerde ağır eleştiriler yapıp sonra iktidar partisine (AKP) katılan isimler (Süleyman Soylu, Numan Kurtulmuş gibi). Bu geçişler bazen maddî iddialarla (örneğin, transfer ücretleri) ilişkilendirilir ve “ahlâksızlık, rüşvet, çürüme” olarak yorumlanır.
Sağ muhafazakâr kesimde rakip liderlerin tasfiye edilmesi veya ittifaklara katılmaları da benzer eleştirilere maruz kalır. - Yalan ve İnkâr Kültürü:
Seçim vaatlerinin tutulmaması ama aynı vaatlerin tekrarlanması.
Skandallarda (örneğin, 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları) iddiaların örtbas edilmesi, soruşturmaların kapatılması ve suçlamaların rakibe çevrilmesi.
Medya üzerinden yalan haberler yaymak (başörtülü bacımın üzerine işediler, camide alkal aldılar vs.) veya itiraflar sonrası “ağızdan kaçtı” demek (örneğin, bazı yorumcuların yalan iddialarını kabul etmesi). - Hakaret ve Karalama:
Rakip siyasetçilere “terörist”, “vatan haini”, “Fetöcü” gibi ağır ithamlarda bulunup özür dilememek. Örneğin, “yüzsüzlük ve utanmazlık abideleri” ifadeleri veya muhalefete “celladına âşık” benzetmeleri.
Meclis’te veya mitinglerde sloganlar, hakaretler sonrası mahcubiyet göstermemek. - Skandal ve Yolsuzluklarda Pişkinlik:
Reza Zarrab davası gibi uluslararası yolsuzluk iddialarında hükümet yetkililerinin sessiz kalması veya konuyu dış güçlere bağlaması.
Deprem gibi felaketlerde sorumluluk alınmaması, aksine muhalefeti suçlama.
Adlî emanetlerde zimmet/hırsızlık vakaları veya yargı süreçlerinde güven erozyonu.
İktidar yanlısı kişilerin eş akraba vb sınavsız işe yerleştirilmeleri… - Kutuplaşma ve Algı Yönetimi:
İktidarın “normalleşme” söylemiyle skandalları unutturmaya çalışması.
Muhalefetin de benzer şekilde (örneğin, bazı küfür veya itham olaylarında) özür dilememesi.
Bu örnekler, Türkiye’de utanç duygusunun toplum genelinde ve özellikle siyasette erozyona uğradığı görüşünü destekler. Sol kesimde bu, neoliberalizm ve iktidar kültürüne bağlanır; sağ kesimde ise genellikle muhalefete yöneltilir. Tarafsız raporlar ise genel olarak otoriterleşme ve ifade özgürlüğü kısıtlamalarını vurgular, bu da utanmazlık algısını besler.
Sonuç olarak, siyasette utanmazlık güç odaklarının korunması için bir araç haline gelebilir ve toplumda yılgınlık yaratır. Türkiye’de bu, hem iktidar hem muhalefet için tartışılır olsa da, kutuplaşma nedeniyle tarafgir yorumlar ağır basar. Gerçek bir iyileşme için hesap verebilirlik, şeffaflık ve etik normların güçlenmesi gerektiği ortak görüş.
“Kendi kendisinden utanmayan yeryüzünde hiç kimseden utanmaz.” demiş, Neşet Ertaş üstat.
Tanrı, hiç kimseyi utanmazlık duygusundan yoksun bırakmasın.
13 Aralık 2025
M. Hüseyin OĞUZ

