VEFATININ 7. YIL DÖNÜMÜNDE OZAN ARİF
Ozan Arif, Türk milletinin bozkır rüzgârı gibi sert, yüreği vatan ateşiyle yanan bir ozanı, halkın dilinden düşmeyen, sazın tellerine kaderini düğümlemiş bir dava adamıydı. Gerçek adı, Arif Şirin olan bu yiğit yürek, 10 Haziran 1949’da Samsun’un Terme ilçesinde gözlerini dünyaya açtı; kökleri ise Giresun’un Alucra’sına, Yükselen (Hapu) köyüne uzanan asil bir soydan geliyordu. Öğretmenlik mesleğinin disipliniyle yoğrulmuş; fakat, gönlünde aşk-ı memleket ve Ülkü sevdası taşıyan bir destan kahramanı olarak yaşadı ve 13 Şubat 2019’da Samsun’da ebediyete yürüdü.
O, bağlamanın tellerine milliyetçi davanın narasını vurmuş, şiirlerinde hem yürek yangınını hem de vatan hasretini dökmüştü. Alparslan Türkeş’e duyduğu derin bağlılık, onun mısralarını daha da keskin kılmış; Erciyes Zafer Kurultayları’ndan mahalle kahvelerine kadar her yerde Bozkurtların marşını söylemişti. Şiirleri bazen ağıt, bazen yergi, bazen de dua gibi yükselirdi; ama hepsinde ortak olan tek şey, vatan toprağına olan sarsılmaz sadakatiydi.
En çarpıcı eserlerinden biri olan “Acı Gurbet” şiirinde, gurbet ellerin soğukluğunu şöyle haykırır:
Çilelerim köprü oldu Tuna’ya,
Dilimden anlamaz kulun Almanya.
Döneceğim günü hep saya saya,
Ömrümü tüketti yılın Almanya.
Bu dizeler, sadece bir gurbetçinin feryadı değil; vatanından koparılmış her Türk evladının ortak acısıdır.
Ozan Arif, yabancı diyarlarda eriyen yürekleri anlatırken bile umudu elden bırakmaz, dönüş özlemini destansı bir ısrarla işler.
Başka bir muhteşem eserinde, “Aşığıyım” şiirinde ise şöyle der:
Siz sormayın bana aşkı
Ben bu yurdun aşığıyım
Kalleş dosttan gözüm yıldı
Düşman merdin aşığıyım
…
O Lenin’in O Mao’nun,
Ben Bozkurt’un aşığıyım.
Burada Ozan Arif, ideolojik tercihini en net, en destansı şekilde ortaya koyar. O, ne doğu ne batı ideolojilerine; Türk-İslam sentezinin bozkır yiğitliğine âşıktır.
Alevi’siyle, Sünni’siyle, Çerkez’iyle, Kürt’üyle aynı milletin fertlerini kucaklar; çünkü onun gözünde vatan bir bütündür, parçalanamaz.
“Bu Vatan Bizim” adlı şiirinde ise adeta bir millî yemin okur:
Burası Türkiye, biz de Türk’üz, Türk!
Bu memleket bizim, bu vatan bizim.
…
Laz da benim, Çerkez de ben, Kürt de ben,
Bunlar âzâ, bunlar el kol, Türk beden.
Bu mısralar, birlik ve beraberlik ruhunu en yüksek perdeden haykırır. Ozan Arif, şiirleriyle adeta Türk milletine ayna tutmuş, bozulmuşlukları, ihanetleri, gurbet acısını, dava aşkını anlatmıştır.
“Gurbette Ölürsem” adlı eserinde ise ölüm bile vatan hasretiyle yoğrulur:
Gurbette ölürsem mezar taşıma,
Ne gün gördü ne de güldü yazsınlar.
…
Ülkü adlı bir güzelin derdinden,
Sarardı, kurudu, soldu yazsınlar.
Ozan Arif’in kalemi, sazın tellerine kanla yazılmış gibidir.
O, susmayan, eğilmeyen, boyun eğmeyen bir dava delisiydi. “Ağa diye, bey diye, boyun eğmem kimseye” derken, tam da kendi karakterini özetler.
Bugün hâlâ milyonlarca yürekte yankılanan o ses, “Susmayacağım” diye haykıran o irade, Türk milliyetçiliğinin yaşayan destanı olarak kalacaktır.
Mekânın cennet, ruhun şâd olsun ey Ozan Arif… Senin mısralarınla büyüyen nesiller, vatan aşkını hiç unutmayacak.
Ey Türk genci, uyanık ol, uyan!
Bu vatan senden hesap soracak bir gün…
Ve o hesap, senin gibi ozanların izinde, bozkırın yiğitleri tarafından görülecektir. Allah razı olsun, büyük usta.
Rahmet, minnet ve özlemle anıyoruz..
Tanrı rahmetini bol eylesin.
13 Şubat 2026
M. Hüseyin OĞUZ






