VEFATININ 78. YIL DÖNÜMÜNDE MUSA KÂZIM KARABEKİR PAŞA
Doğu’nun Fırtınası, Vatanın Demirkıranı…
Ey vatanın yiğit evlatları, tarih sayfalarında yıldız gibi parlayan bir isim var ki, o isim Kazım Karabekir‘dir! O, Osmanlı’nın son nefeslerinde doğmuş, Cumhuriyet’in şafağında zaferler yazmış bir kahraman; demir gibi iradesi, tunç gibi yüreğiyle milletinin kaderini değiştirmiş bir kumandan. “Öyle puslu ki hava, şeytan bile Müslüman mintanı giyiyor.” derdi o, düşmanların kurnazlığını ifşa ederek. Ve Atatürk’ün sözleriyle, o “Durumunuzun, kuvvetinizin en ufak bir kusura uğraması aynen şahsım hakkında ve bütün millet hakkında aynı tesiri yapar.” diyerek övdüğü bir vatanseverdi.
Kazım Karabekir, 23 Temmuz 1882’de, İstanbul’un Kocamustafapaşa semtinde, Mehmed Emin Paşa’nın oğlu olarak dünyaya gözlerini açtı. Osmanlı İmparatorluğu’nun çalkantılı günlerinde doğan bu çocuk, babasının jandarma subaylığı nedeniyle Van, Harput, Mekke gibi uzak diyarlarda ilköğrenimini tamamladı. Fatih Askeri Rüştiyesi ve Kuleli İdadisi’nde okudu, 1902’de Harbiye Mektebi’ni teğmen rütbesiyle bitirdi, 1905’te ise Harp Akademisi’nden kurmay yüzbaşı olarak mezun oldu.
Erken yıllarında, “Çelik gibi kollu, tunçtan ayaklı / Türk hiç yılar mı? Türk hiç yılar mı? / Türk yılmaz, Türk yılmaz!” diye haykırarak yürürdü, askerlik ruhunu çocukluğundan itibaren içselleştirmişti.
Askeri kariyeri, Balkan Savaşları’yla başladı; Edirne Müdafaası’nda gösterdiği kahramanlıkla “Alçıtepe Kahramanı” unvanını aldı. Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale’de, Irak Cephesi’nde ve özellikle Kafkas Cephesi’nde destan yazdı. Kolordu komutanı olarak Rus ve Ermeni kuvvetlerine karşı zaferler kazandı, Erzurum ve Kars’ı kurtardı. O dönemde, “Irk meselesini fevkalâde mühim görüyorum. Türk olmayanların kalbi, bir Türk gibi hiçbir zaman çarpmayacaktır” diyerek milliyetçiliğin bayrağını yükseltti.
Atatürk’ün, onun gibi subayları överken söylediği gibi, “Haysiyetsiz subayların nasıl felaketler hazırlamaya yatkın olduklarını, maalesef lüzumundan fazla gördük.” sözü, Karabekir’in tam zıttı olanları işaret ediyordu; zira o, haysiyetin timsaliydi.
Kurtuluş Savaşı’nın en kritik anlarında, Kazım Karabekir parladı. 1919’da Erzurum’da Mustafa Kemal Paşa’ya telgraf çekti: “Emrinizdeyim Paşam. Ben, subaylarım, erlerim ve Kolordum, hepimiz emrinizdeyiz.” Bu söz, bağımsızlık mücadelesinin dönüm noktasıydı; Doğu Cephesi Komutanı olarak 15. Kolordu’yu yönetti, Ermeni Taşnak çetelerine karşı Sarıkamış, Kars ve Gümrü zaferlerini kazandı. Gümrü Antlaşması’yla doğu sınırlarını güvenceye aldı. Kendisi, “Biz Atatürk’le hayatımızı sehpaya koyduk” derdi, bu fedakârlığı hatırlatarak. Atatürk ise, onun bu desteğini hiç unutmadı; “Hiç birimiz olmasaydık, kurtuluş savaşı’nı Atatürk gene başarırdı. Ama o olmasaydı hiç birimiz onun yaptığını yapamazdık.” sözü, belki de Karabekir’in sadakatini yansıtan bir övgüydü.
Cumhuriyet’in ilanından sonra siyaset sahnesine adım attı. 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdu, muhalif bir ses oldu. Ancak İzmir Suikasti davasında tutuklandı, beraat etti. Bu dönemde İstiklal Marşı hakkında, “Biz İstiklâl Marşını söylerken duyduğumuz heyecanı, Akiften değil, o günlerin haşmetinden alıyoruz. Güzel olan Akif’in nazmı değil, bizim heyecanımızdır.” diyerek millî duyguları vurguladı. Atatürk’le arasını düzelttikten sonra, 1939’dan itibaren milletvekili seçildi, 1946’da TBMM Başkanı oldu. Hayatı boyunca yetim çocuklar için çalıştı, “Seslendi refikam: Paşam! Paşam! Nedir bu ye’sin? Nerde her günkü neş’en?” gibi şiirlerle iç dünyasını yansıttı.
Kazım Karabekir, 26 Ocak 1948’de, Ankara’da, 66 yaşında hayata veda etti. Cenazesi Cebeci Askerî Şehitliği’ne defnedildi. Hakkında, “Kazım Karabekir vefayı temsil ederken bazen sert bir duruşun o trenden inmemek olduğunu da” diyenler oldu. O, “Ey Türk oğlu! Sen pek sâfsın, seni herkes aldattı!” diyerek milletini uyandırdı.
Bugün, onun mirası, doğu sınırlarının bekçisi olarak yaşıyor; vatan sevgisi, bir destan gibi nesilden nesile aktarılıyor.
Kazım Karabekir, sadece bir general değil, bir fikir adamı, bir şair, bir kurtarıcıydı. Onun gibi kahramanlar sayesinde, Türk milleti yılmadı, yılmaz!
Vefatının 78. yıl dönümünde; rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.
Tanrı, rahmetini bol eylesin..
26 Ocak 2026
M. Hüseyin OĞUZ

