BALIK HAFIZALI BİR TOPLUMUZ!
Bir toplumun en tehlikeli hastalığı, yaşadıklarını unutmasıdır. Balık hafızası gibi kısa, yüzeysel ve kolay silinen bir bellek… Bugün olanı yarın “Acaba öyle miydi?” diye sorgulayan, dünü ise “Abartılıyor.” diye geçiştiren bir toplum haline geldik. Aşağıdaki satırlar, yapıldığına inandığımız ama bir anda unuttuğumuz gerçeklerin kısa bir hatırlatmasıdır. Hepsi yaşandı. Hepsi belgelendi. Ama, ne çabuk unuttuk…
Domuz etini kasaplık et kapsamına almak konuşulurken, kimse “Hayvancılık zaten bitirildi, tarım da aynı yolda”. demedi. Tarımı ve hayvancılığı sistematik olarak çökerten politikalar, ithalat kapılarının ardına kadar açılması, Sırbistan’dan et, her yerden her şey… Ne çabuk unuttuk.
Zina, serbest bırakılsın denirken, ahlâk tartışmaları yapıldı. Ama aynı dönemde “Peygamber bile kibir yaptı, biz yapmayacağız.” tarzı cümleler, Bakara Suresi’ni “makara”ya çeviren alaylar, dini değerlerle dalga geçme özgürlüğü adı altında meşrulaştırıldı. Ne çabuk unuttuk.
FETÖ’ye her istediğinin verildiği dönemler, açılımlar, “Birkaç öfkeli çocuk” denilen IŞİD’liler, Dolmabahçe’de ortak bildiriler, 33 Mehmetçiğin katili teröristlerin gizli tanık yapılması, Genelkurmay Başkanı’nın cezaevine gönderilmesi… Hepsi oldu. PKK ile açılım, İmralı canisine “kurucu önder” veya “sayın” hitapları, 29 Ekim’de terör unsurlarının törenlerle geçirilmesi… Ne çabuk unuttuk.
Askerî okulların kapatılması, Andımız’ın kaldırılması, “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” tabelalarının sökülmesi, T.C. ibaresinin silinmesi, Türk bayrağının “tahrik unsuru” sayılması… Bunlar birer birer hayata geçti. Andımız kaldırıldı, ne çabuk unuttuk. Bayrak tartışmaları kısa sürdü, unuttuk. Askerlik, “Yan gelip yatma yeri değildir.” denirken birkaç şehit için meclisin toplanmaması da unutuldu.
Yenidoğan çetesi, bebek ölümleri, katledilen kadınlar, sokak hayvanları, havamızın zehirlenmesi, yeraltı zenginliklerimizin peşkeş çekilmesini ne çabuk unuttuk?
Gazetecilerin tutuklanmasını sosyal medya sansürlerini medya kuruluşlarına el konulmasını, ne çabuk unuttuk?
Ormanlarımızın yakılmasını ne çabuk unuttuk?
F35 kazığını S400 faciasını ne çabuk unuttuk?
Sığınmacılar kolay geçsin diye sınırlarımızsaki mayınların imhasını, asker azaltılmasını, karakolların kaldırılmasını ne çabuk unuttuk
Birinci açılım sürecindeki olayları, şehitlerimizi ne çabuk unuttuk?
Her şeyi unuttuğumuz gibi fon adı altında halktan hortumlanan 1 trilyon lirayı da unuturuz.
Parlamenter sistemin fiilen bitirilmesi, Başbakanlık makamının feshedilmesi, Barzani’nin ve İsrail başbakanının mecliste konuşturulması, Ermenistan ile dostluk maçları… Hepsi yaşandı. Haçlı Seferleri’nin “kültürel alışveriş” ilân edilmesi de… Ne çabuk unuttuk?
Fabrikalar satıldı, satılamayanlar da satılmaya çalışıldı. “Babalar gibi satacağız.” lafı şaka gibiydi; ama, gerçek oldu. Fonlar üzerinden halkın cebi donuna kadar soyuldu. Kamu kaynakları, çeşitli “fon” isimleri altında şeffaflıktan uzak bir şekilde yönetildi, aktarıldı, harcandı. Hesap sorulmadı. Ne çabuk unuttuk?
Tren kazalarında ölenleri, göçük altında kalanları, (Soma, iliç vb.) imar barışı ile çıkılan kaçak katlar sebebi ile depremde verilen can kayıplarını ne çabuk unuttuk.
Esenyurt Belediyesi’ne kayyum atandıktan sonra yardımcılık makamında dönen rüşvet çarkı da aynı unutkanlığın parçası. İhaleler, imar işleri, belediye kaynakları üzerinden yürüyen yolsuzluk iddiaları, tutanaklar, şikayetler… Bir süre manşet oldu, sonra silindi. Tıpkı diğerleri gibi. Muhalif medya ve gazeteciler susturulurken, bu tür skandallar da hızla “eski haber” oldu. Ne çabuk unuttuk.
Söylenen hiçbir sözün ispat zorunluluğu kalmadı. “Yaptık mı, yapmadık mı?” tartışması bile unutuldu. Çünkü balık hafızası, sorgulamayı da unutturuyor.
Sandık gelince hatırlamanızı istiyoruz.
Çünkü unutmak, en büyük ihanettir.
Hedef: BÜYÜK TÜRKİYE!
Ama, önce hafızası olan bir Türkiye.
20 Ekim 2026
M. Hüseyin OĞUZ

