BU MECLİS ANAYASA YAPAMAZ! BU VATAN TESLİM EDİLEMEZ!
Türkiye Cumhuriyeti, bir ulus devlet olarak emperyalizme karşı yürütülen destansı bir kurtuluş mücadelesinin eseridir. Bu millet, bağımsızlığını kanla yazmış, istiklalini dayatmayla değil, iradesiyle kazanmıştır. Şimdi bu bağımsızlık, bu milletin birliği ve kimliği yeniden tehdit altındadır. Adı “anayasa değişikliği” olan bir teslimiyet süreci, Türk milletinin iradesi dışında ilerletilmek istenmektedir.
Mevcut 28. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi, anayasa yapma yetkisine sahip değildir. Bu sadece bir siyasi görüş değil, hukuki bir gerçekliktir. Anayasa hukukçularının ortak görüşü nettir: Bu Meclis, anayasa değişikliği yapabilir; ancak yeni bir anayasa yapma yetkisi yoktur. Çünkü anayasa, bir toplumsal sözleşmedir ve ancak kurucu irade eliyle yazılabilir. Bugünkü Meclis, sistematik anayasa ihlalleriyle meşruiyetini zaten büyük ölçüde yitirmiştir.
Bugün bir anayasa tartışmasından değil, bir rejim değişikliğinin, bir milli tasfiyenin, bir ulus devletin adım adım çökertilmesinin planından söz ediyoruz. Hedefte sadece “ilk dört madde” yoktur. 42. maddede güvence altına alınan “eğitimde birlik” ilkesi ile 66. maddede tanımlanan “Türk vatandaşlığı” kavramı da hedef alınmaktadır. Anayasadan “Türk”ü çıkarmak isteyenler, aslında Türkiye’yi tasfiye etmek istemektedir.
Anayasanın ilk dört maddesi, bu devletin ruhudur. “Türkiye Cumhuriyeti bir cumhuriyettir”, “Atatürk milliyetçiliğine bağlıdır”, “dili Türkçedir”, “ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür”. Bu maddeler yalnızca hukuki değil, tarihi birer yemin ve milletimizin varoluşunun temelidir. Bunlara uzanan eller, yalnızca hukuku değil, milletin kendisini hedef almıştır.
Anayasa’nın 174. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturan inkılap kanunlarını koruma altına alan ve Atatürk devrimlerinin anayasal teminatıdır. Bu madde, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’ndan, Türk Harflerinin Kabulüne, Şapka ve Kıyafet Devrimi’nden, Medeni Kanun’a kadar laik ve çağdaş bir toplum yapısının korunmasını sağlar. 174. maddeye dokunulması, yalnızca hukuken değil, tarihsel ve toplumsal olarak da Cumhuriyet’in temel dinamiklerine kast etmek demektir.
Bu sözde anayasa değişikliğiyle hedeflenen, PKK’nın silah bırakması değil, Türkiye’nin diz çökmesidir. “Yeni anayasa” adı altında kurulmak istenen düzen, çok dilli, çok kimlikli, parçalanmış bir sözde federasyondur. Yani Büyük Orta Doğu Projesi’nin ve hayali “Mezopotamya”nın Türkiye ayağı hayata geçirilmek istenmektedir. Kürt vatandaşlarımızın hakları bahane edilerek, emperyalist projelere zemin hazırlanmakta; vatan, etnik ve mezhepsel fay hatları üzerinden dinamitlemektedir.
Tüm maddeler içerisinde değiştirilmek istenen asıl madde Anayasa’nın 101. maddesidir, bu maddeye göre Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebilir…Genel oyla yapılacak seçimde, geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilir.” Bu maddede yapılacak değişikliklerle “Bir kimse en fazla iki defa seçilir” hükmü değiştirilerek, Cumhurbaşkanı’na daha fazla seçilme hakkı verilmesi. Oyların “yüzde 50’den fazlası” yerine, “en fazla oyu alan” adayın seçilmesinin önü açılacaktır. Böylece iktidarın halkın iradesini bir kez daha hiçe sayacaklardır.
Bu bir anayasa değişikliği değil, bir devletin teslim alınmasıdır.
Sıkça dile getirilen yalanlardan biri de 1982 Anayasası’nın bir darbe anayasası olduğu ve bu nedenle meşruiyetinin bulunmadığı yönündedir. Oysa bu iddia gerçekleri yansıtmamaktadır. 1982 Anayasası, 7 Kasım 1982 tarihinde yapılan halk oylamasıyla %92,3 gibi ezici bir çoğunlukla kabul edilmiştir. Bu sonuç, anayasanın toplumsal meşruiyetinin açık bir göstergesidir. Üstelik 1982 Anayasası bugüne dek 20’den fazla kez değişmiş, 100’ün üzerinde maddesi güncellenmiş ve adım adım sivil bir niteliğe bürünmüştür. Yani bugün elimizdeki anayasa, darbecilerin değil, halkın oylamalarıyla şekillenmiş meşru ve sivil bir anayasa metnidir.
Ancak en büyük tehlike, 2017 yılında yapılan anayasa değişikliğiyle “tek adam rejimine” geçilmesi olmuştur. Bu değişiklikle yasama, yürütme ve yargı erkleri tek elde toplanmış, denge ve denetim mekanizmaları fiilen ortadan kaldırılmıştır. Şimdi bu sistemin mimarı olan siyasi kadrolar, ikinci bir değişiklikle tekrar seçilebilmeyi sağlamak adına anayasa hükümlerini bir kez daha delmeye çalışmaktadır. Bu anayasal suçtur. Kendi siyasi bekaları için anayasa maddelerini değiştirme teşebbüsleri, yalnızca hukukun değil, milletin iradesinin de gasbıdır. Bu kabul edilemez!
Ey Türk milleti, bu bir uyarıdır. Bu bir çağrıdır. Bu bir mücadele beyanıdır.
Bu Meclis anayasa yapamaz!
Bu millet bölünemez!
Bu vatan pazarlık konusu yapılamaz!
Ulus devleti ortadan kaldırmak isteyenler, “demokrasi” ve “özgürlük” gibi kavramların arkasına saklanarak sizi kandırmaya çalışıyor. Oysa özgürlük, devletsizliğin değil, bağımsız bir milletin varlığıyla mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti varsa, hepimiz varız! Aksi takdirde yok hükmündeyiz!
Türk milleti olarak şimdi bir tercihle karşı karşıyayız:
Ya bir kez daha ayağa kalkacağız, ya da susarak yok oluşu kabul edeceğiz.
Ya “Türk millet, Türk devlet, Türk bayrak” diyeceğiz, ya da bu topraklar paramparça olacak.
Türk halkı olarak biz, irademizi ortaya koyuyoruz:
Anayasadan “Türk” çıkarsa, Türkiye kalmaz.
Eğitim birliği bozulursa, millet çözülür.
Ulus devleti kaldırırsanız, halk değil, yalnızca bölünmüş topluluklar kalır.
Biz buna izin vermeyeceğiz!
Bu millet, geçmişte Sevr’i nasıl yırtıp attıysa, bu maskeli projeyi de tarihin çöp sepetine atacaktır.
Ulusal egemenlik, milletin iradesidir. Hiçbir küresel proje, hiçbir kukla siyasetçi, bu iradenin üstünde değildir!
Bizler,
Türkiye Cumhuriyeti’ni, Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda sonsuza dek yaşatacağız.
Hiçbir güç, Türk milletinin birliğini ve vatanın bütünlüğünü bozamayacaktır.
Bu, sadece bir bildiri değil, bir direniş ilanıdır.
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!
Yaşasın Türk Milleti!
Yaşasın Bağımsızlık!
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
Güneş ALTUNER
25.05.2025
