Çok Yaşa Cumhuriyet, Sana Minnettarız Aziz Atatürk
İstiklal Savası’nın kazanılmasını anlayamaz aklı ihaleden başka bir şeye çalışmayanlar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti‘nin hangi güç şartlarda kurulduğunu nereden bilsin, derdi holding kurmaktan ibaret olanlar. Cumhuriyet hazine arazi üzerine kurulan rezidans değildir efendiler. Aldım verdim demekle kurulmuyor. Kan istiyor, can istiyor, emek istiyor. Hangi şartlarda kazanıldı o savaş bir hatırlayın diye Kurtuluş Savaşı öncesi Anadolu’nun halini gerçek hikayelerinden biriyle arz edeyim.
Memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmişken sarp ve yalçın dağlar umudun adı olmuştu. Hataylı Sarıcalı Mehmet Ağa’nın, “Bizim yolumuz şu dağlardan geçer artık.” dediği gibi Mustafa Kemal Paşa da “Gerekirse tek başıma Elmadağ’a çıkar, tek kurşun kalıncaya kadar düşmana sıkarım. Kurşunum bitene kadar dövüşür ve gerektiğinde bayrağıma sarılır ölürüm.” diyecek ve hasta adam denilen devletten genç ve dinç bir Cumhuriyet yaratacaktı.
Bize hakkınızı helal edin aziz şehitler, yüce komutanlar, Ulu Önder. Çok yaşa Cumhuriyet…
***
Aşağıdaki bölüm, Kutsal İsyan adlı kitaptan alınmıştır.
“Mustafa Kemal, Ali Fuat Paşa’ya şöyle demişti:
Fuat, dikkat et. Bugünlerde sana çok iş düşecek. Çünkü Yıldırım orduları Grubu ile 7. Ordu karargahının lav edilmesi arifesinde bulunuyoruz. Bu da İngilizlerin baskısı ile olacak. Böyle olunca sen 20. Kolordu’da kalacaksın. İlk savunma tedbirlerini de böylece sen almak zorunda kalacaksın. Aklında olsun, ilk mukavemet merkezi Kilikya’da kurulacaktır. Bu konuşmadan biraz sonra yani 7 Kasım 1918’de Yıldırım Orduları Grubu, lav edilmiş; Mustafa Kemal Paşa’da İstanbul’a çağrılmıştı.
…
Trenler yığın yığın asker ve subay taşıyordu. Bunlar arasında gülen ya da gülümseyen bir yüz görünmüyordu. Bunların hepsi yıkılmış bir dünyanın çocuklarıydı. Sönmüş zafer umutları, en yakın dostların, kardeşlerin ölüm haberleri, açlık tehlikesinin doğurduğu korkular, inançsızlık, her şey bu yüzlerin sonsuz konukları gibiydi. Bunların hepsi dalından koparılmış bir yaprağın sularda sürüklenişini andırıyordu. Hemen hepsi anılarının korkunç dünyasına kapanmış, realiteye bakmaktan ürken gözlerle çevrelerine bakıyorlardı.
Mustafa Kemal, bu inancı yeniden yaratmanın hatta vuruşmak azmini yitirmişe benzeyen yurttaş yığınlarını yeniden kalkındırmak, yepyeni bir inançla bir heyulayı andıran realitenin üzerine yürümenin ancak bir mucize ile olabileceğini düşünüyordu. Bu dağılan orduları, bu yıkılan inançları, yeniden meydana getirmedikçe de bir kurtuluş yolu düşünülemezdi.
Kara Tren, kara dumanlar savurarak Adana Ovası’nda ilerliyor, bu solmaz yeşilliklerle örtülü bereketli toprakları artık arkada bırakıyordu. Kış ortası olduğu halde her yan yemyeşildi. Yol kenarları çayırlarla örtülüydü ve kuytularda çiçekler açmıştı. Her yaz pembe çiçeklerle örtülü yabani zakkum fidanları, küçük dere kenarlarında ve sel yarıntılarının kırmızı topraklarında solmayan yeşillikleri ile keyifli keyifli yaşıyordu. İstasyonlarda üstleri başları paramparça, avurtları çökmüş, iskelet gibi ihtiyarlar; çocuklar ve kadınlar görünüyordu. Her yerde kör, topal, çolak binlerce genç insan el açmış dileniyor ve gelip geçen trenlerden medet umuyor, asker tayını istiyorlardı.
Bunları gördükçe Mustafa Kemal’in bütün umutları kırılır gibi oluyor, bu umutsuzluktan açlıktan iskelet haline gelmiş insan yığınlarını nasıl yeni bir savaşa zorlayacağını anlayamıyordu.
Tren; artık Torosların rampasına dayanmış, soluya soluya ve daha yavaş bir tempo ile ilerliyordu. Toros Dağları’nın yemyeşil çamlarla ve pırnallarla süslü yalçın yamaçlarında dolaşan bakışlarında yeniden umut ışıkları yanmaya başlamıştı.
“İşte Anadolu’nun bu dağları, Anadolu insanının son bağımsızlık ve hürriyet yuvaları olabilirdi.“ Bu memleketin hemen her erkeğinde bir Köroğlu, bir Çakırcalı ruhu yaşardı. Anadolu’nun böyle dağları çoktu.
Hemen hepsini de yakından görmüştü. Bütün bu dağlar, hürriyet sembolleri gibi Anadolu’nun bağrında yükselmekteydi. Düşman çizmesi altında çiğneneceklerin son şerefli ve umutla sığınağı bu dağlardı.”
(Hasan İzzettin Dinamo, Kutsal İsyan 1)
İşte Anadolu’nun o sarp dağlarından geçerek önümüzde açıldı Cumhuriyet yolu. Kutlu olsun. Kut’u daim olsun.
Emine ÖZGENÇ
