İSRAİL’İN YANILGISI
Yahudilerin ve Arapların aynı kökten, Hz. İbrahim’in oğulları Hz. İshak ve Hz. İsmail’den geldikleri; dillerinin aynı kökten, Hami-Sami dil ailesinden yakın akraba olduğu bilinir. Tarihî bağları da vardır. Bu yakınlıklara rağmen Yahudiler ile Araplar arasında büyük kısmı dinlerinden kaynaklı büyük farklılıklar olduğu gibi büyük sosyal farklılıklar da görülür.
Yahudiler, binlerce yıl vatansız, göçebe, dünyaya dağılmış azınlıklar olarak yaşamışlardır. Hz.İsa’nın çarmıha gerilmesi dolayısıyla Hristiyan topluluklarında dışlanmışlar, ezilmişler, horlanmışlardır. Yaşadıkları ülkelerde yakın zamanlara kadar özgürlükleri, hakları , hukukları kısıtlanmıştır. Yahudiler, sadece Nazi döneminde Almanya’da değil, tarih boyunca başta İspanya, Avrupa’nın pek çok yerinde katliama, soykırıma uğramıştır. Fransız, Hollandalı, Macar vd. Yahudi komşularını Gestapo’ya ihbar emekten çekinmemiştir.
Bu durum Yahudileri güçsüz oldukları zamanlarda edilgen kalmaya, sessizce boyun eğmeye yöneltmiştir. Nazi döneminde yığınlar halinde toplanan, kamplara gönderilen, oralarda işkence gören, katledilen Yahudilerin karşı koymadan kaderlerine teslim oldukları görülür. Korkaklığı ifade etmek için bazı dillerde haklı ya da haksız “Yahudi gibi…” sözü kullanılır olmuştur. Bir biçimde yeraltı mücadelesine, teröre başvurmamışlardır. Buna karşılık Yahudiler; taşınır servetler edinme, finans konularında güçlü olma, bilim ve sanata yönelme yoluyla güçlü olup ayakta kalmaya çabalamışlardır. Bu iki genel özellik, Yahudi toplumunun karakterini oluşturmuştur. Bu karakter, tam aksi olması gerekirken bugün fizik güç olarak kendini üstün bulduğu anda, kendisine yapılanların benzerini, karşısına çıkanlara, hedefine ulaşmasına engel olanlara uygulama acımasızlığını getirmiştir.
Araplar bu konuda Yahudilerin tam tersinedir. Bağdat’ta Selçuklular, Mısır’da Kölemenler dönemlerinde ve Osmanlı asırları boyunca özgür yaşamışlar, üstelik “kavm-i necib-i Arap” denerek saygı görmüşlerdir. Daha ötesi metbûlarını bir ölçüde Araplaştırmış, dillerini, kültürlerini bir dinî zorunlulukmuş gibi metbûlarına yaymışlardır. Aslında köken olarak nüfusu Arap olmayan Afrika ülkeleri başta birçok ülke bugün Arap ülkesi sayılmaktadır. Milliyetçiliği bile aşan kavmiyetçilik çok güçlüdür. Arap olmayan Müslüman ülke mensuplarını “Mevali” diyerek ikinci sınıf Müslüman sayarlar. Din özellikle kendilerine indirilmiştir, kavimleri ve dilleri kutsaldır. Kısas, kan davası, intikam, kültürlerinin temelindedir.
Filistin Arapları İsrail’in uyguladığı soykırıma uzanan zulme Yahudilerin Nazilere boyun eğdiği gibi uysalca katlanmayacaklardır. Aradan bin yıl geçse de İsrail devletiyle başa çıkacak kadar güçlü olamasalar da bireysel eylemlerle olsa da savaşacaklardır. Köşeye sıkıştırılan kedi misali saldıracaklardır. Bir zamanlar yaygın görülen, son yıllarda kısmen durulan terör eylemleri, uçak kaçırmalar, başka biçimlerde şiddetini artırarak sürdürülecektir.
Gazze’de yıkıntıların altından anasını, babasını, kardeşlerini, yakınlarını kaybederek çıkan çocuk, ilerde neler yapar? Terör örgütleri o çocuğu nasıl kullanır? Bütün ailesini, eşini, çocuklarını kaybeden bir adam, hatta kadın canlı bomba olmak için bir an duraklar mı? Filistinli şiddet yanlısı örgütler için ölmeye, canlı bomba olmaya hazır yüz binlerce insan kaynağı…
Sadece İsrail mi? İsrail’e açık destek veren, zulme ortak olan ülkeler de ilerde terörden nasibini alacaktır. İsrail, dinî fanatizmle “Allah, Nil’den Fırat’a bu toprakları bize va’detti“ diyerek yayılmacılığı sürdürdüğü, barışı inşa edemediği için huzur bulamayacaktır. Bunu gören, İsrail’de ve diasporadaki birçok Yahudi barışın sağlanmasını, anlaşmaya varılmasını istemektedir. Ama ne yazık ki, Siyonizm fanatikliği buna asla izin vermeyecektir.
Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ
E.Öğ. Alb. / Edebiyatçı / Stratejist




