SUÇLU KİM? CUMHURİYET Mİ, DEMOKRASİ Mİ?
Cumhuriyetin yüzüncü yılında, gelecek hedefleri, iktidarı ile muhalefeti, kurum ve kuruluşları ile, topluma gelecekle, aydınlatıcı bilgileri beklerken, el ele karalama, bir kısmı da slogan ve mitinglerle, rol yapmaya, hikâyeler anlatmaya, dogmatik alışkanlıklarının etkisiyle, geçiştirmeye çalıştılar. Bir kesim Anıtkabir ziyaretleri artışları; bir kesim, bu devir kapansın düşüncesi ile, kirli hafıza stoklarını sergileme yoluna girdiler. Miras ve geleceğe ait yolları, bilimsel, toplumsal müzakere ile hedefe dayalı bir anlayışı ortaya koyamadılar. Düşünme, şartlı mahallelerde olgunlaşmayınca, yakınmalar her görsele çıktı, teşvik edildi. Doğrular ve yanlışlar önemsenmedi. Kaynaklara ve delillere bakılmadı. Çünkü en az bildiğine, en çok inananlar, ön plânda sergileniyor. Cumhuriyetin, anlamı ve algısı, kişilere göre, hatta kesin inançlılara göre de farklılaştı.
Hayat geriye doğru anlaşılır, ileriye doğru yaşanır. Mahalle kafası, siyasî rant ve taraf faydası ön plâna çıkıyor. Sorgu ve düşünme, arka planda kalıyor. Tarihsel olarak bakıldığında, zıtlar, birbirlerini kinle yeşertiyor.
Kemal Gözler, Cumhuriyet ve Monarşi makalesinde, “Cumhuriyet, halkın halk tarafından yönetildiği, halkın yönetime katılması , en iyi yönetim şeklidir.” der. Güzel de uygulama ile olur bu. İsmin anlamı, yaptırımın onayını vermez ki! TAYYİP ismi “iyi, temiz kalpli”, KEMAL ismi ”olgun”, MERAL ismi “mantıklı ve ince düşünme”dir. Uygulama ve yaptırımda isimler, anlamı gerçekleştirir mi? İnsan, sınanmadığı günahın, masumu değildir.
Cumhuriyetle, demokrasinin, aynı şeyler olduğu yolunda, yerleşik bir inanç vardır. “CUMHURİYET” adında çok ülke vardır, ama “demokrasi” yoktur.
Maurice Duverger, ”Cumhuriyet terimi, seçimlerle ifade edilen, halk egemenliği üzerine kurulan, bütün rejimleri ifade eder.” der.
Türkiye Devleti, bir Cumhuriyet’tir diyen anayasamızın birinci maddesinin, babadan oğula, veraset yoluyla geçen bir devlet başkanlığının ihdasını yasaklamıştır. Osmanlı’da bu vardı, Monarşi idi. Türkiye Cumhuriyeti, 29 Ekim 1923 tarihi ile bunu kaldırdı. Ancak Osmanlı’nın anti demokratik, Türkiye Cumhuriyeti’nin de demokratik bir devlet olduğunu bugün söylemek mümkün mü? Tartışmak gerekir. Siyasal makamlar, düzenli, sınırlı ve seçimle olmalı, seçimler adil olmalı, rekabet ortamı sağlanmalı, temel kamu hakları, güvence altına alınmalı, hak ve özgürlükler korunmalıdır. Peki bunlar, bugün var mı? Müzakere yok ki!
Demokrasinin şartı, ulusal bütünlüktür, bu yoksa, demokrasi, mümkün değildir. Türkiye’de siyasal yelpazenin her tarafı cumhuriyetçidir. Cumhuriyetçi olmayan kesim de , bu cumhuriyetin kendisinden değil, laik niteliğinden rahatsızlık duymaktadır. Kendine göre Cumhuriyet, kendine göre demokrasi hayranı. Böyle olunca, suçlu, Cumhuriyet ve Demokrasi değil, AKTÖRLERİDİR.
Yüzyıl sonra geldiğimiz noktada, hak ve özgürlük ihlalleri, soygunlar, mafya ilişkileri, liyakatli insanları, hukuksuz yok etme, faili meçhuller, adaletsizlikler, KHK hukuksuzluğu, servet devletten gelir anlayışı, keyfi idare, sır ölümler, işkenceler, beyin ve sermaye göçleri, kontrolsüz sığınmalar, FETÖ borsaları HANGİ CUMHURİYET VE DEMOKRASİDE OLABİLİR?
Denetimin yok edilişi, imtiyazlılar sınıfı, din ve kutsalların tacirliği ve kirli ilişkiler tasdik makamı oldu; BUNLAR SORGULANDI MI? ARAŞTIRILDI MI? Cumhuriyeti bu nesil kurmadı, bizlere emanet edildi. Emaneti, adalet ışığında devam ettirme, koruma, akıl ve bilimle, ahlakla olur. Desise pazarına dönen kurumlar, yargıdaki ifşalar, hangi Cumhuriyet ve demokraside, hukuk devletinde olur? Akıl ve bilimden uzak, ideoloji ve dinsel örgütlenmelerle meşgul bir eğitimle,ışık ve aydınlık olur mu?
Asıl yüz yılın konusu bunlar olmalı, müzakere edilmeli, değişimi bunda görmeli.
Kazanımlarımız ve kaybettiklerimiz nedir, sorgulanmalı ki mirası bırakanlara saygımız, sevgimiz olsun.
Geleceğe giden yolumuz,güçlü ve adaletle olsun. Cumhuriyet, demokrasi yaptırımlarla, adaletle anlamlı olur. Gaye budur.
Kemal ALBAYRAK
20. ve 21. Dönem Kırıkkale Milletvekili
(01-11-2023)



