Belgeselde Yusufeli barajı anlatılıyor. Orta yaşlarda bir mühendis bilgiler veriyor. Enerji üretiminden söz ederken “Su, şu kadar yüksekten DÜŞÜ YAPIYOR.” diyor. Hemen ardından bu defa muhabir “Su şuradan mı giriş yapıyor?” diyor. Oldu olacak ona da “GİRİ YAPIYOR, ŞURDAN DA ÇIKI YAPACAK.” diyeydiniz.
“Bunlara mikrofonu veri yaparsanız, böyle konuşu yapar; bize gülüşü yaptırırlar.” Alın size Türkçe(!)
Kim uyduruyor, bunlar nasıl olup da hemen benimseyip kullanmaya başlıyor? Dilleri tutulsun mu desek?
Suyun, sıvıların yukardan aşağıya hareketi “DÜŞME” değil “DÖKÜLME”dir. Ona da “DÖKÜLÜ YAPIYOR.” denemez, “DÖKÜLÜYOR.” denir. Su bir yere giriş yapmaz, bir yerden çıkış yapmaz; sadece girer, çıkar.
AZ ÇABA YASASI
Bütün dillerde görülen ortak bir özellik vardır. İnsan doğasından kaynaklanır. İnsanlar bir işi daha kolay becerme yollarını ararlar. Olabiliyorsa zorun yerine kolayı seçerler. Buna “Az Çaba Yasası”adı verilir. Dilde söyleyişi kısaltma biçiminde sıkça görülür. Bunların çok uzun sürede oluşan ve yaygınlaşanları yazıya geçer. Diğerleri ağızlarda görülür. “Pek iyi > peki, ne oluyor > n’oluyo, Ali Ağa > Alaa, Ayşe Abla > Ayşabla, Ayşaba, Hatice Anne > Hatçana” olur.
Türkçeye özen göstermeyenlerde bu yasanın tersine kullanımlar çoğaldı. Birkaç örnek:
Düşmek eylemi yeterliyken “Düşüyor.” demek varken, önce ek getirerek “düş-ü” adını türetmek, sonra gereksiz yere “yapmak” yardımcı eylemini getirip yeniden birleşik eylem oluşturmak ve “Düş-ü yapıyor.” demek olsa olsa dile “Çok Çaba Yasası” getirmektir. “Getirmek” yerine “getiriş yapmak”, “bakmak” yerine “bakış yapmak” gibi.
Türkçede “başlamak” eylemi vardır, bir şeyler başlar, birilerince başlatılır. “Start” diye yabancı bir sözcük var. Her bakımdan Türkçeye aykırı, söylenişi zor. Televizyon Türkçesine bakarsanız Türkiye’de hiçbir şey başlamıyor, başlatılmıyor. Her şey ya start alıyor ya da ona start veriliyor.
Dili bozmaya çalışanlara önerim şu: Doğal olanla boğuşmayın, asla başaramazsınız. Bozma işinde bile dilin kuralları, doğal akışı içinde kalmak gerekir.
Birçok kişinin aklına hemen Osmanlı dönemindeki dil gelmiş, yanıldığım düşünülmüş, “Pekala da bozmuşlar.” denmiştir. Hayır efendim. Bin yıldan fazla bozmaya çabalamışlar; ama dilin doğal akışına ve kurallarına aykırı olduğu için halk arasında benimsenmemiş, halk Yunus’un, Karacaoğlan’ın dilini kullanmıştır. Ömer Seyfettin ve arkadaşları halkın dilini kullanmaya başlayınca iş bitmiş, öze dönülmüştür.
Bin yıl bir taşa su damlatsanız oyulur, hatta delinir. Türkçe öyle sağlamdır ki bin yıldan fazla kendini bozmaya çalışanlara direnebilmiştir.
