SONUNU DÜŞÜNMEYENLER
İnsan, kendi hayatının mimarıdır. Yaptığı eser, başkalarını etkilese de kendisine aittir. Olumlu ya da olumsuz her şeyin faili insandır. Bahaneler, doğruyu yanlışa, yanlışı doğruya dönüştürmez.
Kant, “Zaman ve mekân, dünyayı algılamak için taktığımız gözlüklerdir.” der. Aynı zamanda zaman ve mekân bir filtredir; iyiyle kötüyü süzgeçten geçirir.
Muhyiddin Abdal,
“İnsan insan derler idi,
İnsan nedir, şimdi bildim.”
derken, insanı yaptıklarıyla tanıdığını anlatır. Hayatın anlamını artıran da, eksilten de insanın kendisidir.
John Locke’un “boş levha” (tabula rasa) kavramı, insan beyninin doğuştan boş olduğunu; zamanla, çevresel etkilerle bu levhanın dolduğunu anlatır. Doldurulan şeyin -iyi ya da kötü niteliklerin- silinmesinin zorluğunu da vurgular. Statü değişiklikleri bazen kimilerini düzgün ahlaka, kimilerini ise ahlâksızlığa sürükler.
Oğuz Atay, Tutunamayanlar romanında, “İnsanı kalbinden tutamadınız mı, kaybolur gider elinizden.” der.
İbn Sina’ya göre herkes, kendinden sorumludur; herkesin hikâyesi farklıdır. Zalimle âdil olanın beslendiği kaynaklar farklı olunca hikâyeleri de farklı olur. Zalim, sonunu düşünmez; günün çıkarını tasarlar. Makam, mevki, servet, hırs, çalma ve adaletsizlik gibi kötülükleri benimser. Âdil olan ise sonunu düşünerek hareket eder; aklını faydalı, toplum ve insanlık yararına işlerde kullanır. Edepli olmayı tercih eder. Güç elinde olsa dahi, o gücü kötülükte kullanmaz.
Şevket Süreyya Aydemir’in Suyu Arayan Adam eserinde ibretlik bir söz vardır:
“Put yere düştüğü an, bütün kudretini kaybeder.”
Kaybedeceğini, sonunu düşünmez ama yaşayınca görür.
Bu tür davranışlar, insanlık tarihinde hep olmuştur; siyasette, idarecilikte, güçte ve her statüde görülür.
Devlet adamı ve Tarih-i Cevdet yazarı Cevdet Paşa, bu durumu değerlendirirken şöyle der:
“İlmi olmayanın feraseti olmaz,
Feraseti olmayanın siyaseti olmaz,
Siyaseti olmayanın da riyaseti olmaz.”
İnsan, aklını kullanarak sonunu düşünmelidir.
Ahlâklı insan, düşünür, sanatçı, bilim insanı ve yönetici; gördüklerini yazar, değerlendirir, bazen duyduklarını, bazen de öngörülerini paylaşır. Önemli olan, bu üç özelliği sorgulayarak düzenli, kurallı ve hakikate ulaşarak hareket etmek, buna göre de yaptırımlarda bulunmaktır.
Suçları kendinden olmayanların üzerine atarak, kendini temize çıkarmak; kimliklere ve çıkara göre keyfiliklerle ülke yönetmek, kin ve nefret toplumları oluşturur. Devlet imkânlarıyla baskı kurmak, kanunsuz uygulamalar yapmak, adaletsizlikleri büyütmek unutulmaz.
Belagatla ispatı kullanmak, hukuk dilinde olmayan suçlar üretip suçlu tayin etmek; âdil olmayan idarecilerin yöntemidir.
Bugünün iktidar mensupları, ülkeyi öyle bir hale getirdiniz ki, kötülüğü sıradanlaştırdınız. Pazarlıkçı kılıklı dindarlar ve ideolojik yapılar ürettiniz. Cemil Meriç’in dediği gibi:
“Ülkede ne ararsan bulunuyor, bir tek derde deva yok.”
Beşerî ilişkilerde bugünlerin ve geleceğin, dünlerden daha iyi olmasını değil, daha kötü olmasını isteyen bir düzen kurdunuz. Pahalılık, soygun, sömürü düzeni, meşruiyet eksikliği, ekonomik çöküş, diplomaside itibar kaybı, gizli pazarlıklar, yanlış bilgiler, denetimsizlikler ve yasal olmayan skandallar… Bütün bunlar kimin eseri?
“Dindar gençlik” diye açtığınız imam hatip kurumlarına gitmeme oranlarına bakın. Sizin kendi verileriniz bile gösteriyor: Sorunlu sorumlular, çocuklarını buralara göndermiyor. Yazık ettiniz bu ülkeye. Ayrımcılığı, kimlik ve inanç çatışmalarını sizler beslediniz; çünkü bunlardan siyasi rant sağlıyorsunuz.
Müzakere, yok edildi. Hukuksuz yargılamalar, elinizde birer tuzak aracına dönüştü. Artık adalet mülkün temeli değil; mülk, adaletin temeli oldu.
Temenni etmem; ama, sonunu düşünmeyenler, aynı uygulamaların felaketini yaşayacaktır. Yolun sonu görünüyor. Keyfilikle yok ettiğiniz liyakatli insanların yerine, suç işleme potansiyeli taşıyanları getirdiniz. Adaleti yok ettiniz.
Bu millet, adaletsizlerin sonunu gösterecek ve adaleti yeniden getirecektir.
13.10.2025
Kemal ALBAYRAK
20. ve 21. Dönem Milletvekili



