TAŞ, KAĞIT, MAKAS: KÜRESEL SAVAŞIN SAHİPLERİ – I
Küresel sistem, yalnızca devletlerin görünürdeki mücadelesiyle şekillenmiyor. Asıl belirleyici olan, ulus ötesi aktörler ve bu aktörlerin oluşturduğu ekonomik, siyasal ve teknolojik ağlar arasında süren görünmez ancak son derece etkili olan güç mücadelesidir. Bu mücadele, çoğu zaman yekpare bir küresel yapı sanılan sermaye sisteminin aslında kendi içinde çatışan, farklı stratejilere ve vizyonlara sahip bloklara ayrıldığını göstermektedir. Bu çerçevede, Öğr. Gör.Cemil Şinasi Türün’ün “taş-kağıt-makas” metaforu üzerinden geliştirilen bir kuram, bu güç mücadelelerini anlamlandırmak için önemli bir kavramsal çerçeve sunmaktadır.
Bu metafor, üç temel küresel güç bloğunun varlığını öne sürer: Kağıtçılar, Taşçılar ve Makasçılar. Her biri farklı bir kaynak üzerinden güç devşiren bu yapılar, zaman zaman ittifak, zaman zaman ise çatışma halinde varlıklarını sürdürmektedir.
Kağıtçılar: Modern finansal sistemin hâkimleridir. Bu yapı, paranın fiziksel değerlerden (altın gibi) bağımsız hale getirildiği bir para düzeni inşa etmiştir. Özellikle 1800’lü yılların başlarında İngiltere’de doğan bu sistem, zamanla ABD’ye taşınmış ve küreselleşmiştir. Bu grubu temsil eden en önemli kurumlar arasında merkez bankaları (FED, Avrupa Merkez Bankası, Japonya, İsviçre Merkez Bankaları), Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) ve IMF gibi yapılar yer alır. Rothschild ailesi bu yapının tarihsel simgelerinden biri olarak görülmektedir. Kağıtçılar, sınırsız para basımı ve borçlandırma yoluyla dünya ekonomisinin kontrolünü ellerinde tutmaktadır. Devletlerin, şirketlerin ve bireylerin borçlanması, enflasyonist politikalar, faiz mekanizmaları bu sistemin temel araçlarıdır. Ayrıca medya (Reuters, The Economist), akademi ve kültür endüstrileri üzerinde kurdukları dolaylı hegemoni sayesinde küresel anlatıyı da yönlendirebilmektedirler. Kağıtçılar, sınırsız paraya dayalı mevcut sistemi savunurken, alternatif yapıları (örneğin Bitcoin, altına dayalı sistemler) tehdit olarak görür.
Taşçılar: Sınırlı doğal kaynaklardan –başta petrol ve doğal gaz olmak üzere– güç devşiren, fiziki varlık temelli bir sermaye anlayışına sahip gruptur. Rockefeller ailesi bu yapının tarihsel simgesidir. Taşçılar, enerji rezervleri, madenler, altın ve gümüş gibi kıt kaynaklar üzerinden stratejik üstünlük sağlamaya çalışırlar. ABD merkezli bu yapının arkasında tarihsel olarak enerji kartelleri ve dev emeklilik fonları yer almaktadır. Günümüzde BlackRock (9.5 trilyon USD), Vanguard ve Blackstone (1 trilyon USD) gibi trilyon dolarlık varlık yöneten fonlar bu grubun kurumsal uzantılarıdır. JP Morgan’ın fiziksel gümüş rezervleri üzerindeki hâkimiyeti, bu grubun gerçek varlık merkezli stratejisini simgeler. Ayrıca, Silikon Vadisi’ndeki büyük girişim fonlarının arkasında da genellikle bu grubun izleri görülür. Tim Draper, Bill Draper gibi yatırımcıların geçmişinde Rockefeller sermayesi yer almaktadır. Apple, Intel ve Sun Microsystems gibi firmalar bu yapı tarafından desteklenmiştir. Taşçılar ayrıca Bitcoin’e daha olumlu yaklaşmakta, sınırsız para sistemine karşı alternatif olarak görmektedir.
Makasçılar: Askeri-endüstriyel-istihbarat kompleksini temsil eden bu grup, ABD merkezli olup Pentagon çevresinde şekillenmiştir. CIA, NSA, DARPA gibi kurumlar bu yapının omurgasını oluşturur. Teknoloji geliştirme, veri gözetimi, küresel askeri operasyonlar, yapay zeka ve biyoteknoloji gibi stratejik alanlarda etkilidirler. Soğuk Savaş sonrasında bu yapı yalnızca askeri değil; aynı zamanda dijital gözetim, bilgi manipülasyonu ve küresel planlama gibi alanlarda da güç kazanmıştır. Günümüzde bu kompleks, “military-industrial-intelligence complex” olarak anılmaktadır.
Bu üçlü yapı zaman zaman birlikte çalışmış, zaman zaman ise açık çatışmalara girmiştir. Örneğin 20. yüzyıl başında Rothschild ve Rockefeller bağlantılı sermaye grupları Bakü, Musul ve Sibirya enerji havzalarında ortak projelere girmiştir. Hatta Lenin döneminde Rockefellerların Sovyetler Birliği ile enerji alanında işbirliği yaptığı belgelenmiştir. Ancak özellikle 1945 sonrasında Bretton Woods sistemiyle birlikte ABD’nin liderliğinde güç dengeleri yeniden şekillenmiş, işbirlikler yerini rekabete bırakmıştır.
Silikon Vadisi bu mücadelenin teknolojik cephesidir. Intel’in kuruluşunda Sovyet mühendislerin katkıları, venture capital şirketlerinin arkasında Amerikan devleti ve Rockefeller fonlarının varlığı bu yapının örneklerindendir. Elon Musk gibi figürler, Tim Draper destekli yatırımlar almış, SpaceX ve Tesla gibi projeleri iflastan kurtararak yeni bir teknolojik blok inşa etmişlerdir. Musk’ın Twitter’ı satın alması, klasik medya düzenine meydan okuma olarak okunmaktadır. Bu durum taşçı blokun medya alanında etkisini artırma çabası olarak da değerlendirilebilir.
Bitcoin ve blockchain teknolojileri, bu çatışmanın yeni cephesidir. Bitcoin’in sınırlı arzı ve merkeziyetsiz yapısı, özellikle kağıtçı sistem için bir tehdit oluşturmaktadır. Geleneksel medya organlarının Bitcoin’e yönelik olumsuz yayınları, bu tehdit algısının göstergesidir. Aynı zamanda 2021 yılında Çin’deki madenciliğin Kuzey Amerika’ya taşınmasıyla birlikte taşçı grupların Bitcoin üzerindeki etkisi artmıştır. USDC ve USDT gibi sabit paralar (stablecoin) arasındaki rekabet, kağıtçı ve bağımsız yapılar arasındaki mücadeleyi yansıtmaktadır.
Petrodolar sisteminin yerini alması muhtemel yeni yapı ise tokenizasyondur. JPMorgan, Citibank gibi taşçı kurumlar 2030’a kadar 56 trilyon dolarlık varlığı tokenize etmeyi hedeflemektedir. Bu, paranın değil; mülkün dijitalleştirildiği bir sistemdir. Böylece finans sisteminin yapısı kökten değişmektedir. Bu süreçte “PetroBitcoin” ya da enerjiye dayalı token projeleri de gündeme gelmiştir.
Bölgesel bağlamda, Ortadoğu’daki çatışmalar bu bloklar arasındaki senaryo savaşlarını yansıtmaktadır. Müslüman Kardeşler gibi yapıların kuruluş amacı, Atatürkçü laik milliyetçi sistemlere karşı bir panzehir üretmekti. Mısır’da kurulan bu yapı, Ortadoğu’da kaos senaryolarının uygulanmasında araç olarak kullanılmıştır. 2019 sonrası bölgesel haritalar, hem taşçıların hem makasçıların farklı planlarını yansıtmaktadır. Gazze’deki son süreç D planı olabilir; A-B-C planlarının başarısızlığı sonrası devreye sokulmuş olabilir.
Rusya, Ortadoğu’da “abi ülke” konumuna getirilmek istenmektedir. Türkiye ve Mısır’ın yeniden yakınlaştırılması, taşçı ve makasçı grupların hedefleri arasındadır. Karşı blok ise İsrail’in bölgedeki etkisini artırmak, Filistin’i tasfiye etmek ve Çin-Hindistan merkezli yeni ekonomi akslarını hayata geçirmek istemektedir. Zengezur Koridoru bu bağlamda Çin-İran-Türkiye arasında yeni lojistik ve enerji hatlarının oluşturulması açısından önemlidir.
Küresel çatışmanın iç yansımaları ise her ülkede farklı şekilde kendini göstermektedir. Rusya’da Putin yönetimi taşçılara yakınken, Merkez Bankası çevresi kağıtçılara açıktır. Çin’de ise dijital yuan üzerinden sınırsız parayı blockchain’e entegre etmeye çalışan gruplarla, altına dayalı sistem isteyen gruplar arasında büyük bir iç çatışma yaşanmaktadır. Çin Dışişleri Bakanı’nın görevden alınması, teknoloji elitlerinin tasfiyesi, iş insanlarının kaybolması bu iç savaşı gözler önüne sermektedir.
Amerikan iç siyasetinde de Biden yönetimi kağıtçılarla daha uyumluyken, Musk gibi figürler taşçı yapının öncüleridir. Pentagon ise teknoloji transferlerini Tayvan’dan geri alarak Çin’le büyük bir hesaplaşmaya hazırlanmaktadır. Bu nedenle Orta Doğu’daki planlar ikinci plana itilmiş, askeri gemiler Pasifik’e kaydırılmıştır.
Sonuç olarak, taş-kağıt-makas metaforu, küresel güç savaşını sadece devletler değil; sermaye blokları, teknoloji elitleri, istihbarat yapıları ve dijital dönüşüm ekseninde anlamlandırmaya yardımcı olmaktadır. Bu, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda ideolojik, epistemolojik ve siyasal bir kırılmadır. Mevcut yapıların gücü yanıltıcıdır. Yeni düzen merkeziyetsizlik, şeffaflık ve eşit erişim ilkeleri etrafında şekillenmektedir. Kağıtçılar, Taşçılar ve Makasçılar bu yeni düzene adapte olmaya çalışsalar da, yerlerini kaçınılmaz olarak yeni aktörlere bırakmak zorunda kalacaklardır.
Ve bu kırılma artık başlamıştır.
Güneş ALTUNER
30.07.2025
