Biz Türk Polisiyiz.
Bizler; Pasifik’ten Atlantik’e, Kuzey Buz Denizinden Hint Okyanusu’na taşan ana karaya damgasını basmış, uygarlık ve yükselmenin, Töreye bağlılık, milli güç, milli beraberlik, milli şuur, üstün ahlak ve fazilet ile mümkün olabileceğini, bütün milletlerden önce kavramış ve adına “TÜRK” denilen milletin mensuplarıyız.
Milli şair Mehmet Akif Bey’in tarihe sığdıramadığı; Onu “Ancak ebediyetler in istiap” edebileceğini terennüm ettiği Türk’ün evladıyız.
Kendini Türk duyan, Türklüğe adayan ve Türkçe konuşan; Tarih boyunca var olan Türk Kültürünü, Binbeşyüz yıldır var olan Türk-İslam kültürünü; soyunun, medeniyetinin ve asaletinin temeli olduğunu kavramış ve bu sebeple, disiplini sevmiş, uyumsuzluğu, isyanı ve serkeşliği hoş görü ile karşılamamış Türk insanıyız.
Türk mensubiyeti cihetiyle; sözünde duran, yalan yere yemin etmeyen, mertliğe, açık yürekliliğe, açık sözlülüğe saygı duyan; onuruna düşkün bir insandır. Dolayısıyla davranışları ciddi, ağırbaşlı ve vakurdur. Onda edep ve haya duyguları mahviyet ve tevazu ile birleşmiştir. Cesaretinin hududu yoktur, ölüm karşısında bile metanetini kaybetmez.
Kudsi bir fazilet müessesesi olan aile ortamında; büyüğe saygı, küçüğe ilgi, sevgi ve şefkat göstererek büyümüştür.
Sosyal ilişkilerinde; terbiye, nezaket ve tevazu esastır. Az ve öz konuşur. Dalkavukluk, gurur ve kibri hoş karşılamaz. Kin ve garez gütmez. İyiliksever, hoşgörülü ve alicenaptır. Din, mezhep, cins farkı gözetmez, davranış ve yaşayışında adil ve eşitlikçidir ve büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün buyurdukları gibi “Türk Milleti Çalışkandır, Türk Milleti Zekidir.
Türk Milleti; Bilinen yazılı tarihi boyunca, Orta Asya Bozkırlarından Anadolu’ya, onca devletin, Selçuklu, Osmanlı ve de Türkiye Cumhuriyetinin temelini, kanla, ilim ve irfanla, imanla atmış iken, üç Kıta’da adaletle hükmetmiş, o muhteşem kuva-i milliye ruhu ile Anadolu’yu yedi düvele karşı korumuş ve kurtarmış iken, bütün vatan sathı kavgasız, korkusuz ve cennet gibi bir ülke haline gelmiş, göğüslere gurur, kalplere iman veren bir havayı teneffüs ederek muasır medeniyetler seviyesine çıkmak için hızla ilerler iken…
Türkiye üzerinde çıkarları olan ve Türk Milletini kendi çıkarları karşısında engel olarak görerek bin yıldır yok etmek isteyen uzak-yakın, sözde dost, müttefik veya komşu veya değil, bir takım güçler ve onların satın aldığı, ferdi seciyeleri itibariyle kararsız, tamirden daha çok tahribe açık, fırsat bulduklarında hemen tecavüze geçen, yetmediklerini anladıklarında sünepeleşen… kafaları günlük meselelerle yoğrulmuş, maddenin esiri olmuş, alternatif düşünce üretme yerine bütün güçlerini tahrip ve tenkide hasretmiş, yıkmadan hoşlanan, beyinlerini, ruhlarını veya midelerini satmış insanlar var.
Ajan, Ajitatör, provokatör, ismini ne koyarsak koyalım, bu kabil insanlar, içlerinde yer aldıkları legal, illegal örgütler ve medya vasıtasıyla, büyük ölçüde ve özellikle de, araştırmayan, okumayan, bilmeyen, kitleler üzerinde daha olumsuz tesirler icra etmekte ve her vesileyle saf yığınların ta benliklerine sokulup onları felç etmekte, çürütmekte ve bir kısım düşüncelerin kölesi haline getirmektedirler.
Onlar, dinden bahsederken, milli değerlerimiz üzerinde dururken, geçmişi konuşurken hep aşağılayıcı olur, nizama, milli manevi kültürümüze saldırır, san’at anlayışımızı yerden yere vururlar.
Her yerde ve her kesimin içine girerler. Fakir olup servet düşmanlığı yapar… Zengin olup, yığınları istismar eder… İşçi olup, işinden gelirinden şikâyet eder… Öğretmen olup, yıkıcılığa, bölücülüğe, serseriliğe pirim verir… polis olup, Der’ler ve Bir’ler le polisi kamplara ayırmaya çalışır… makam sahibi olup, makamını şer güçlerin çıkarları adına kullanır… Güçlü olduğunda zalim kesilip, yığınları ezip geçer, hep kolay kazanma yollarını araştırır, kürke sarsak üşüyoruz, yelpaze sallasak yanıyoruz diye feryat ederler.
Bu tip insanlar küçüktür; en hasis çıkarları için herkesin ayağını öper… Büyüktür; hiçbir düşünceye ve hiçbir kimseye saygı göstermez… Dindar görünür; saldırgan, mütecaviz ve lanetçidir, dini; siyasete de alet eder, ticarete de… İlmiye sınıfına sızar, dini ilimlerle iştigali irtica sayar, müspet ilimlerle meşguliyeti de küfür…
“Hizip” der “Mezhep” der, “Tarikat” der, “şu cu” la “bu cu” la toplumu kamplara ayırır, kin ve nefret fısıldar… medyaya sızar toplumu sun’i gündemlerle meşgul eder; Show yapar ve kitleleri gerilimden gerilime sürükler.
İdareye, polise, Eğitime, Adliyeye sızar, dejenere eder, Adalet ruhunu yıkar, insanları birbirine düşman eder… Camiye ayağı düşse milleti sokağa döker, dini de diyaneti de cinayetlerine vesile yapar, etnik gruplar icat eder, halkı halklara ve sınıflara böler, isyan çıkarır, şekavet yapar, gayri meşru vurgunlarla hem kendine maddi kazanç temin eder ve hem de ekonomik hayata sekte vurmaya çalışır.
Netice de Türk vatanı, Nuh’un gemisinden karışık, Babil kulesinden gürültülü hale getirilmeye çalışılmaktadır. Bir miktar da başarılmıştır.
Görünen o dur ki birileri bir miktar gaflete, delalet ve hıyanete düştü, ancak biz gaflete de hıyanete de düşmeyiz.
Çünkü; Ulu önder Atatürk’ün “Türk Milletinin içtimai nizamını ihlale müteveccih didinmeler boğulmaya mahkumdur. Türk Milleti kendisinin ve memleketinin yüksek menfaatleri aleyhine çalışmak isteyen müfsit, sefil, vatansız ve milliyetsiz, beyinsiz, hezeyanlardaki gizli ve kirli emelleri anlamayacak ve onlara müsamaha gösterecek bir heyet değildir.” Sözleriyle;
“Türk Milletinin ebedi feyzinden, müesses ahlak telakkilerinden henüz nasibini almamış veya bu ilahi nimetten bir idraksizlik sonucu mahrum kalma talihsizliğine uğramış bu bedbaht yığınlar elbet bir gün gafletten uyanacak ve aziz milletimizin gösterdiği huzur verici hürriyet ve demokrasi yolunda ilerleyen, yarının en güçlü güven kaynağı, sırayı ve saygıyı bilen, milli ruhun temsilcisi Türk gençliğine katılacaklardır.” Sözlerini ve bu sözlerdeki manayı biliyor ve unutmuyoruz.
Anayasamızın başlangıç hükümlerinin belirlediği bir ruh, bir gerçek vardır. Bu ruh ve gerçek; Türk milletinin bütün fertlerini kaderde, kıvançta, tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde milli şuur ve ülküler etrafında toplayan, milli birlik ve beraberlik içinde daima yücelmeyi amaçlayan, Türk Milliyetçiliğinden hız ve İlham alan ve milli dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahını teminat altına almayı mümkün kılacak, Demokratik ve Laik Hukuk Devletini, hukuki ve sosyal temelleriyle koruma ruhu ve gerçeğidir.
Resmi dili, bayrağı, sınırları ve hükümranlık hakları her türlü tartışmanın dışında olan Türkiye Cumhuriyeti’nde herkes eşittir ve birinci sınıf vatandaştır. Temel insan hak ve özgürlüklerinin yasalar çerçevesinde korunması, Devletin ve devleti oluşturan kurumlar ile her ferdin asli görevidir.
Ve Türk Polis Teşkilatının her bir mensubu necip Türk Milletinin bir evladıdır. Yeter ki Türk için Türk’e göre eğitim alsın ve yanlış eller de yanlış yönlendirilmesin.
O halde bir olalım, iri olalım, diri olalım.
