En tenha köşesinde şerefe kalkan,
Can canaymış ruhsuz canda,
Şeytan çağrısı gibi parıldayan ateş.
Kürtçe bir ağıttır radyoda çalan,
Camlar buğulu, kırağı kaplamış düşleri.
İki damla yaş asılı kaldı kirpiklerimde,
Titrek nefesimle gece yarısında,
En parlak yıldızın gözetlediği geceden…
Saatin çıtçıtlarında gece uzadıkça uzamakta,
Güne ay eklenmekte, güneş sabaha gecikmiş
Boşluğa açılan kapıdan girmekteyim.
Say ki, Züleyha aşkına,
Yusuf gibi zindana mahkûm,
Tel örgüsüz yalnızlıkta…
Hafızama kaydettiğim siluetinle vedalaşırken,
Kasım soğuğunda yanaklarım,
Geride biriktirdiğim sensizlikte,
Sen benden habersiz
Ölümü emzirmektesin
Sırımsıklam,
Salkımsaçak yıldızların altında…
Tıpkı başak gibi doldukça eğildim,
Eğildikçe doldum
Asi rüzgârla yıkandım gece boyunca.
Grinin en kahpesinde…
Yokuş aşağı dizlerim titrer,
Yüreğimde duyulmaz imdat çığlıkları,
Siren sesleri,
Polis telsizleri,
Karman çorman anlaşılmaz davudi ses.
Işık sızar kalın perdelerden,
Köpekler karıştırırken çöplükleri,
Ben bende değilim, sende hiç değil.
Cehennemdir yolun varacağı yer bu gece.
Kurşun sıcaklığını andırır dudaklarım
Şakası yok bu gidişin,
Alıp götürüyor beni adressiz uzaklara.
Beynimde bir talan,
Karıncalanır hücrelerim
Damarlarımda taşlaşmış ismin akmıyor.
Buz kesmiş bedenim.
Bombalar düşerken fethedilmez yüreğime,
Boğazımda birikmiş öfkem
Gecenin karnını doldurur.
Gecenin,
Asır süren o gecenin derinliğinde.
Sayısız kere âşık olmuşken sana,
Şimdi bir tutam bakışından uzak…
Ve gecede bir yıldız kaydı.
İçime aktı bütün parlaklığı,
En ürkütücü haliyle sönüverdi gözlerimde.
İhanete kurban yürek sızısı kadar gidişin,
Haşin,
Sessiz bir çığlık,
Düşlerim üşümekte,
Üstünü kaplamışken kırağı,
Ve, ortalıkta şaşkın bir şair…
