Prangalar vurulmuşken bakışlarına,
Alabora olmuş gibi en fırtınalı gecelerde,
Yıldızlar düşüyordu üstüme,
Yalnızlığı tane tane sayarken,
Çaresizliğin adını sabır koymuştum…
Körelmiş umutlarımla tepetakla,
Bağdaş kurarken sensizliğin kenarında,
Fırat’ın köpüklerini kalem,
Maviliğini mürekkep yapıp,
Bakışlarında Sonbaharı çizmiştim…
İki kalp arası hemen şunun şurası
Anne mezarı kadar içten
Mutlu olmanın vaktidir şimdi
En güzel gecelerin, en güzel sabahına uyanma vakti
Batan güneş kızıllığında,
Aşkın melodisini dinlemek…
Bir Fırat’a daldım,
Bir de yorgun gözlerine,
İçi gülüyordu dalarken en uzaklara.
Ellerin üşüse de,
Saçların dağılsa da esintiden,
Sıcacık yüreğini görebiliyordum avuçlarımda.
Sımsıcak damlıyordu dudaklarından ismim…
Anımsadın mı Adem’i?
Havva’nın aşk sağanağında şaşkın
Kırmızı beyaz güllerdeki aşkın siftahını,
Hatırladın mı birlikte sevdiğimiz dağları,
İsimlerimizi verdiğimiz yolları,
Islandığımız yağmurları
İrkil,
Dedim ya; Mutlu olmanın vaktidir şimdi…
Mevsim güz,
Martılar Kasım deminde,
Titreşirken dudaklarım,
Kenetli ellerimde saklı yarınlara olan ümitlerim.
Sıcak tebessümünde,
Geriye dön ve bak,
Neler birikti heybemizde,
Gülüşüne saklı umutlarım,
Ne fark eder Kommagene başkentinde,
Veya doğduğum topraklarda,
Alkış tutsun börtü böcek,
Bir zılhıt yükselsin kulaklarımızda,
Tut ellerimi bırakma,
Bak gözlerimin içine kaybol orada,
Artık mutlu olma vaktidir…
Hani üç tarafımız yosun kokusu,
Ay şavkında parıldayan gözlerinden,
İki damla huzur akmıştı ya,
Uzun bir gecenin hoşluğunda,
Uzun bir yolculuğun sarhoşluğunda,
Mutluluk şiiri yazıyorduk,
Ahitleşmiştik Hakk huzurunda.
Gamzemin çukuruna aldım seni,
Bakışlarımın enginine,
Şafak düşerken Akdeniz sularına,
Güvercinler uçurdum umuda.
Şimdi,
Evet, şimdi mutlu olmanın vaktidir.
Bu andan, ebede…
