PKK’NIN SÖZDE FESHİ: BİR ALDATMACA, BİR STRATEJİ, BİR UYARI
“Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür; parçalanamaz.” – Mustafa Kemal Atatürk
Tarihin, coğrafyanın ve millet bilincinin iç içe geçtiği bu topraklarda, hiçbir gelişme yüzeysel okunamaz. Bugün PKK’nın 12. Kongre sonucunda açıkladığı “fesih” kararını; basit bir geri çekilme, silahlı mücadelenin sonu ya da barışa atılan iyi niyetli bir adım gibi yorumlamak, ancak bu milletin hafızasıyla alay etmek olur. Gerçeklik çok daha derindir ve bu açıklama, yüz yılın stratejik projelerinden birinin yeni evresine geçiş işaretidir.
PKK’nın bildirisi, “PKK adıyla yürütülen çalışmaların sonlandırıldığı” ifadesiyle başlıyor. Bu cümle; “biz artık yokuz” değil, “aynı hedefe yeni araçlarla devam edeceğiz” anlamına gelir. KCK, PYD/YPG ve diğer bağlı yapılar zaten faaliyetlerine kesintisiz devam etmekte. Hatta KCK yöneticilerinden Zübeyr Aydar açıkça bu kararın diğer yapıları bağlamadığını beyan etmiş durumda. PKK’nın sahneden çekildiğini düşünmek, bir tiyatro oyununda dekorun değişmesini son perde sanmak gibidir.
Bu “fesih”, aslında bir safha değişimidir, taktiksel bir dönüşümdür. Örgüt, klasik terör metodolojisinden siyasi ve uluslararası meşruiyet zemini arayışına yönelmiştir. Bugün silah bırakma, yarın meşru siyaset talebi. Ardından anayasal talepler, sonra da federasyon girişimleri… Bu, silahlı propagandadan siyasi propaganda aşamasına geçişin klasik şemasıdır.
PKK’nın bildirisi, Lozan Antlaşması’nı ve 1924 Anayasası’nı reddettiğini açıkça ilan ediyor. Yerine önerdiği perspektif ise “Demokratik Ulus” ve “Ortak Vatan” kavramlarıdır. Bu kavramlar kimlerinin kulağınaa hoş gelse de, içinde Türk Milleti’ni anayasal kimlik olarak yok sayan, üniter devleti federatif yapıya dönüştürmek isteyen sinsi bir planı barındırmaktadır. Hedefin Türk Milletinin Egemenlik haklarının tasfiyesi olduğu açıkça görülmektedir.
Üstelik, “Kürt soykırımı” iddiası üzerinden hem tarih çarpıtılmakta, hem de uluslararası zeminde Türkiye aleyhine bir meşruiyet zemini inşa edilmeye çalışılmaktadır. Burada asıl amaç; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerini zayıflatmak, anayasal vatandaşlık yerine etnik temelli özerk yapılar oluşturmaktır. Yani Türkiye’nin “ülke-millet-bayrak” bütünlüğü hedef alınmıştır.
PKK’nın bu hamlesi rastgele değildir. Stratejik zamanlama Türkiye’nin yeni anayasa tartışmalarına sürüklendiği, içeride ekonomik ve sosyal kırılganlıkların arttığı, siyasi muhalefetin yön arayışında olduğu ve dış politikada yalnızlaştırılmaya çalışıldığı bir dönemde yapılmıştır. Aynı zamanda 2023 yılı, Lozan Antlaşması’nın 100. yılıydı. 2024 ise Şeyh Sait isyanının ve “Kürt meselesi” adı altında yürütülen ilk büyük emperyalist operasyonun 99. yılıydı. KCK yönetimi, 2025’i “Kürt soykırımının 100. yılı” ilan ederek Avrupa’da bir dizi etkinlik planlamaktadır. Tarihi simgeler üzerinden psikolojik bir savaş yürütülmektedir.
Bugün PKK’nın silah bırakma açıklamasına ilk sevinenlerin başında ABD, İngiltere ve Avrupa basını gelmiştir. CNN, BBC, Euronews bu açıklamayı büyük bir zafer havasında duyurmuştur. İngiliz Chatham House gibi emperyalizmin fikir merkezleri ise adeta bildiriye methiyeler dizmiştir. Çünkü bu açıklama, 2003 sonrası Irak’ta ve 2011 sonrası Suriye’de başlatılan kukla Kürdistan projesinin Türkiye ayağının açılması anlamına gelmektedir.
Kuzey Irak’ta Barzani’nin, Suriye’de PYD’nin öncülüğünde denize açılan bir Kürt koridoru inşa edilmektedir. Türkiye bu hattın tam ortasında yer almaktadır. Emperyalist akıl, Türkiye’yi bu yapıya entegrasyon için anayasal değişikliklerle federatif bir yapıya zorlamak istemektedir. Küresel aktörler ve kukla devlet projesi olarak planın özü budur.
Peki tarihin tekerrür etmemesi için neler yapmalıyız, ortak akıl ve tutum belirlenirken nelere dikkat etmeliyiz;
- Atatürkçü / Kemalist Devlet Aklı Diriltilmelidir.
Bu topraklarda bağımsızlık; ne dış baskılarla, ne masa başı uzlaşmalarla kazanılmıştır. Bugün de aynı azimle, aynı kararlılıkla Cumhuriyetimizin kurucu ilkelerine sarılmak, en büyük gücümüz olacaktır.
- Yeni Anayasa Tuzağına Düşülmemelidir.
“Yeni Anayasa” başlığı altında yapılacak her değişiklik, Türk milletinin egemenliğine dönük yeni pazarlıkların zeminidir. Bu süreç, milli irade adına yürütülmemektedir. Oslo, İmralı ve Dolmabahçe süreçlerinde kimlerin neyi pazarlık ettiğini bu millet unutmadı.
- Üniter Yapıdan Taviz Verilmemelidir.
Türkiye’de Kürt sorunu yoktur, terör ve dış müdahale sorunu vardır. Türk milletinin etnik bileşenlerine bakılmaksızın, anayasal vatandaşlık ekseninde herkes eşittir. Türkiye, halkını değil; dış destekli ayrılıkçı yapıları muhatap almalıdır.
- Sınır Dışı Operasyonlar Derinleştirilmelidir.
PKK’nın sözde silah bırakması, Irak ve Suriye’deki YPG/PYD varlıklarını etkilememektedir. Aksine, orada hazırlanan yapı Türkiye’yi çevrelemekte ve yeni tehdit üretmektedir. Bu nedenle Irak ve Suriye’deki terör kamplarına yönelik askeri, diplomatik ve ekonomik önlemler derinleştirilmeli; uluslararası alanda meşruiyet zeminleri yok edilmelidir.
- Toplumsal Bilinç Yükseltilmelidir.
Medya, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimler; Türk milletinin birliğini hedef alan projelere karşı bilinçlendirme çalışmaları yürütmelidir. PKK’nın taktiksel değişimi, bir barış girişimi değil, yeni bir cephe savaşıdır.
Türk milleti; emperyalizmin tezgahına gelmemeli, yüz yıl önce Sevr ile hedef alınan Anadolu coğrafyasının bugünkü versiyonuna karşı uyanık olmalıdır. PKK’nın fesih ilanı, bir zafer değil, stratejik bir dönüşümdür. Amaç; silahla alamadığını anayasa ile almak, dağda başaramadığını mecliste tamamlamaktır.
Bu oyunu ancak milletin iradesi, devletin aklı ve tarihin öğrettiği şu hakikat bozacaktır:
Ne Mutlu Türk’üm Diyene!
12.05.2025
Güneş ALTUNER
